Vergi görevlisi ve ferisi
- NEDEN TAPINAĞA GİDERİZ?
İki adam Tapınağa çıktı. Ne için? Rabbimiz bize açıkça söyler: Dua etmek için. Gerçekten de onlardan biri, vergi görevlisi (tahsildar), dua etmek maksadıyla Tapınağa çıktı. Ferisi ise, bütün benzetmenin ortaya koyduğu üzere, aslında Tanrı’ya değil, kendi nefsine dua etmekteydi. Öyleyse neden Tapınağa gitti? İnsan, en kutsal mekâna kendisiyle konuşmak için mi girer?
Ferisi, yol köşelerinde, kalabalık yerlerde dua etmeye alışkındı. Ta ki insanlar onu görsün diye. Bu ona yetmemiş miydi? Görünüşe göre daha büyük bir görünürlük arzuluyordu. Daha çok gözün kendisine çevrileceği bir yerde dua etmek istiyordu. Bu nedenle Tapınak, amacına daha elverişli bir mekân hâline geldi. Orada onu pek çok kişi dindar, saygın, erdemli ve toplumun “iyi” kesiminden insanlar olarak görecekti. İşte bu sebeple Ferisi, Tapınağın avlusunda herkesin dikkatini çekecek bir yerde durdu.
Peki biz neden Tanrı’nın Tapınağına gideriz? Şüphesiz şöyle yanıt veririz: Dua etmek ve Tanrı’ya ibadet etmek için. Fakat acaba biz de zaman zaman, farkında olmadan, Tanrı’nın evinde kendi erdemimizi, saygın ailemizi, pahalı giysilerimizi sergileyip başkalarının hayranlığını mı bekleriz? Ve Tanrı’ya yönelmesi gereken duamızı egomuza mı çeviririz? Tanrı’ya dua etmek yerine, kendimize mi dua ederiz?
- İÇSEL DURUŞUMUZ NEDİR?
Ferisi merkezi bir yer seçti. Duruşu, kırılmamış bir gururu, bütün açıklığıyla sergilenen bir benmerkezciliği ele veriyordu. Gözlerini kibirle göğe kaldırdı fakat gerçekte gördüğü yalnızca kendisiydi. Çevresindekilere baktığında bile, bunu kendi üstünlüğünü pekiştirmek için yapıyordu.
Buna karşılık, Tapınağın avlusunun bir köşesinde vergi görevlisi duruyordu. Sunaktan uzakta, ne ellerini ne de yüzünü göğe kaldırmaya cesaret edebildi. Kendini Tanrı’nın huzuruna bakmaya layık görmüyordu. Göğsünü döverken, günahkâr yüreğini ve suçlulukla yüklenmiş vicdanını dövüyordu. Bütün hâliyle ruhunun savunmasız açıklığını ve derin alçakgönüllülüğünü ortaya koyuyordu.
Tanrı bugün bizden Tapınağında göğsümüzü dövmemizi ya da bakışlarımızı yere dikmemizi istemez. Ancak O, kutsal Tapınağında huşu içinde, korku ve titreme ile, derin bir tevazu içinde durmamızı ister. Bizden, dindar ve doğru görünmek için takınılan ikiyüzlü şekillerle değil, ruhun içten kırıklığıyla huzurunda durmamızı talep eder. Gözlerimizi sağa sola çevirmememizi, onları sürekli Rabbimiz İsa Mesih’e yöneltmemizi ister. Kendi değersizliğimizin ve O’nun yüceliğinin bilinciyle. Tapınakta gerçek saygı ve içten pişmanlıkla, “kırık ve alçalmış bir yürekle” durmamızı ister. Orada bulunan tüm imanlıların arasında kendimizi en sonuncu olarak görme bilinciyle.
- DUAMIZDA NE SÖYLERİZ?
Ferisi duasında Tanrı’dan ne ister? Şaşırtıcıdır ama hiçbir şey istemez. Çünkü kendi hâlinden memnundur. Duası, kendisine sunulan bir övgü ve tütsüdür. Söyledikleri, aslında dua bile değildir. Sözleri Tanrı’ya şükür gibi görünse de gerçekte kendini tebrik eder. Saydığı bütün erdemleri kendi başarısı olarak görür. Dahası, yalnızca kendisinin erdemli olduğuna, diğer tüm insanların ise günahkâr olduğuna inanarak Tanrı’ya şükretme noktasına kadar gider.
Buna karşılık vergi görvelisinin duası son derece kısaydı. En kısa dua:
“Tanrım, bana, günahkâra merhamet et.”
Günahkârlığının bilinci ve Tanrı karşısındaki derin saygısı, ona çok söz söyleme cesareti vermiyordu. Sözleri azdı ama her şeyi içeriyordu. Çünkü bu kısa dua, insanın Tanrı’ya söyleyebileceği her şeyi kapsar. Günahkâr olduğunu itiraf ediyor ve kırık bir yürekle yalnızca Tanrı’nın merhametini diliyordu. Duasını iç çekişler, belki de hıçkırıklar eşlik ediyor, sözleri boğazında düğümleniyordu.
Bu kısa tahsildar duasının gücü ne kadar büyüktür. Özellikle pişmanlık ve içten kırıklıkla fısıldandığında! Onunla Tanrı’nın merhametini üzerimize çeker, gözyaşlarımızla ruhumuzu sayısız günahımızdan arındırır, suçlulukla yüklenmiş vicdanımızdan ferahlık bulur, Tanrı’nın sevgisinde dinleniriz ki, Tanrı’yı merhamete yöneltir ve bizi işitmesini sağlarız. Öyleyse gelin, onu her gün yüreğimizde acı ve tevazu ile söyleyelim: “Tanrım, bana, günahkâra merhamet et,” ve beni bağışla. Ve Tanrı bizi aklayacak, bize merhametli olacaktır.


