/ Pazar Vaazlarι / Hakiki sadaka

Hakiki sadaka

  1. BOL BOL VERELİM

Aziz Pavlus, bugünkü Apostolos okumasında ziraat hayatından bir misal getirerek, sadaka ve merhamet faziletine dair bizlere büyük hakikatleri öğretmektedir.

Şöyle buyurur: Tohumunu kıtlıkla ve cimrilikle eken, kıtlıkla biçecektir; fakat bol bol eken, bol ve bereketli mahsul toplayacaktır. Bunun gibi her imanlı da sahip olduğu maddî nimetlerden cömertçe dağıtmalıdır ki, karşılığında hem maddî hem de mânevî nimetleri kat kat bulabilsin.

Fakat Aziz Pavlus niçin insanların sadakayı cömertçe ve bol bol vermelerini bilhassa vurgulamaktadır?

Çünkü her devirde nice imanlılar sadaka vermekten korkmakta ve çekinmektedirler. “Ya elimden giderse? Ya muhtaç duruma düşersem?” diye düşünürler. İşte bu sebeple Mesih’in Havârisi, ziraatçinin misalini önümüze koymaktadır.

Zira çiftçi tarlasını ekmek üzere ambarındaki buğdayı alıp toprağa saçtığında, ilk bakışta ambarının boşaldığı ve büyük bir kayba uğradığı zannedilir. Oysa birkaç ay sonra hasat vakti geldiğinde, toprağa saçmış olduğu tohumdan çok daha büyük miktarda buğdayı ambarlarında toplar.

Sadaka da böyledir. Başlangıçta, başkalarına verdiğimiz nimetlerin elimizden çıktığını ve mallarımızın azaldığını zannederiz. Fakat bu kayıp yalnızca geçicidir. Zira karşılığında hem bu hayatta hem de gelecek hayatta kat kat daha büyük nimetler biçeceğiz.

Gerçi ziraat işinde çiftçi bazı yıllarda beklediği mahsulü alamayabilir. Çünkü kötü hava şartları, kuraklık, fırtına veya başka türlü felâketler hasadı mahvedebilir. Fakat merhamet eden ve sadaka veren kimse, kendi ektiği iyiliğin mahsulünü asla kaybetmez.

Öyleyse sadakalarımızı cimrilik ve hesâb ile değil, bol bol ve cömertçe verelim.

  1. İSTEKLE VE GÖNÜLDEN VERELİM

Aziz Pavlus bundan sonra bizlere yalnızca bol bol vermeyi değil, aynı zamanda istekle, hür bir irade ve sevinçli bir gönülle vermeyi öğretmektedir. Zira Allah, isteyerek ve sevinçle vereni sever.

Öyleyse sadakamızı gönlümüzden gelerek verelim; başkalarının bizi zorlaması yahut üzerimizde ahlâkî bir baskı meydana getirmesi sebebiyle değil.

İnsanların bizi görmesinden ve hakkımızda ne düşüneceklerinden korktuğumuz için de vermeyelim. Hele verdiğimiz şeyden sonra pişmanlık duyup, “Paramı boş yere verdim, keşke vermeseydim” diye içimizden hayıflanmayalım.

Çünkü böyle bir sadakanın mânevî kıymeti kalmaz.

İnsan malına bu derece bağlanır, kesesinin boşalmasından korkar, bütün biriktirdiği serveti kendisi için saklarsa, ölüm saati geldiğinde bütün bu serveti burada bırakıp gitmek zorunda kalacaktır. Zira insan bu dünyadan göçerken hiçbir servetini beraberinde götüremez.

Ebedî yolculuğuna çıktığında, dünyaya geldiği gibi çıplak ve fakir çıkacaktır.

Öyleyse şimdiden öğrenelim: Sevinçle verelim, isteyerek verelim; dar gönüllülükten ve şahsî menfaat düşüncesinden uzak duralım.

  1. BÖYLECE BİZDE BEREKET EKSİK OLMAYACAKTIR

Peki bütün bunların karşılığında ne kazanacağız?

Bunu da Aziz Pavlus bize açıkça bildirmektedir.

Her şeyden önce ve her şeyin üstünde Allah’ın sevgisini kazanacağız. Allah’ın sevgisi ise dünyadaki her nimetten, hatta bizzat hayatımızdan dahi daha değerlidir.

Bunun ardından, Aziz Pavlus’un bildirdiği üzere, Allah bizleri çok daha büyük lütuflarla zenginleştirecektir.

Çünkü pek iyi ve çok merhametli olan Rabbimiz, maddî ve mânevî nimetlerini kullarına verdiğinde onları bol bol ihsan eder; çoğaltır ve bereketlendirir.

İşte bu sebeple Allah bize öylesine çok maddî ve mânevî nimetler verecektir ki, yalnızca kendi hayatımızı sürdürmeye yetecek kadar değil, başkalarına yeniden sadaka verebilmemize yetecek kadar da elimizde bulunacaktır.

Biz verdikçe Allah artıracak; Allah artırdıkça biz de daha çok vermeye muktedir olacağız.

Ve böylece başkalarına karşı daha da hayırsever ve faydalı kimseler hâline geleceğiz.

Öyleyse maddî nimetlerimiz arttıkça, biz de daha çok verelim. Dünyalıklarımızda yeterlilik, mânevî nimetlerde ise bolluk ve bereket sahibi olalım.

İşte o zaman gerçekten zengin, hatta pek zengin insanlar olacağız.

Belki dünyada saraylarda, köşklerde ve büyük servetler içinde yaşamayacağız. Belki dünyevî ihtişam ve lüks içerisinde olmayacağız. Fakat hayırseverlik ve sadaka ile kendimize mânevî hazineler biriktireceğiz.

Ve böylece dünyada kurulmuş, zamanla yıkılıp çürüyen saraylardan çok daha üstün saraylar hazırlamış olacağız.

Öyle saraylar ki, eskimezler.

Öyle hazineler ki, değerlerini hiçbir zaman kaybetmezler.

Öyle ebedî meskenler ki, fâniliğin hükmü onlara erişemez.

Orada, sonsuzlukta, ebedî hasadımızı daha açık bir şekilde göreceğiz.

Orada Allah bizlere yeryüzündeki nimetlerin karşılığında göksel nimetleri; fânî olanların karşılığında fânî olmayanları; geçici olanların karşılığında ise ebedî olanları ihsan edecektir.

Öyleyse kardeşlerim, yeryüzünde sahip olduğumuz nimetleri ebedî hazinelere dönüştürmenin yolunu bilelim.

Cömert olalım.

Merhamet edelim.

Sadaka verelim.

Ve verdiğimiz her şeyi kaybettiğimizi değil, Rabbimiz için ektiğimizi bilelim.

Çünkü insan ne ekerse onu biçecektir.

Ve merhametle eken, merhametle biçecektir.

 

 

Hakiki sadaka