/ Pazar Vaazlarι / Kutsal Ruh’un gelişi

Kutsal Ruh’un gelişi

  1. SUSUZLUK

Rab, Çardaklar Bayramı’nın son ve en büyük gününde Yeruşalim’de bulunuyordu. Yahudiler bu bayramda, Mısır’dan çıkışları sırasında ve vaat edilmiş topraklara giderken Tanrı’nın İsrail halkına yaptığı büyük iyilikleri anıyorlardı. Özellikle son gün, Yahudiler büyük bir alay ve borazan sesleri eşliğinde Şiloah Havuzu’ndan su çekmeye giderlerdi. Daha sonra bu suyu Tapınak’taki sunağa dökerek takdim ederlerdi. Bu tören, çölde susuzluktan kavrulan İsrailliler için Tanrı’nın Musa’nın asasıyla vurduğu kayadan su çıkarması mucizesini hatırlatıyordu.

Rab bu törenden hareketle Eski Ahit’teki bu ön tasvirin artık gerçekleştiğini gösterir ve şöyle der:

“Susayan bana gelsin ve içsin.”

Rab burada hangi susuzluktan söz etmektedir? Ruhsal susuzluktan. Tanrı’ya ve sonsuzluğa duyulan susuzluktan; hakikate ve hayata duyulan özlemden; ruhun maddi şeylerde huzur bulamayıp daha yüce bir şeyi arzulamasından söz etmektedir.

İmanlı kişi mutluluk, huzur, sevinç ve hayat için susadığında, aslında kutsallığı ve yetkinliği arzulamaktadır; farkında olsun ya da olmasın, Mesih’in kendisini arzulamaktadır. Bu nedenle Rab:

“Susayan bana gelsin ve içsin” der.

Çünkü insan ruhunun susuzluğu ancak Mesih’in yanında giderilebilir. Ancak O’nun yanında kişi Mesih’teki hayatın serinliğini yaşayabilir. İnsan ruhunun gerçek huzurunu yalnız Rab’de bulabilir ve susuzluğunu “diri su” ile giderebilir.

  1. HAYAT SUYU

Peki bu “diri su” nedir?

Bu, masallardaki ve efsanelerdeki ölümsüzlük suyu değildir. Bu, imanlılara verilen Kutsal Ruh’un her şeye gücü yeten lütfudur. Bu lütuf tükenmez bir nehir gibi bolca akar ve vaftiz edilmiş her Ortodoks Hristiyanın ruhunu serinletir.

Kutsal Ruh’un lütfunun bu berrak, tertemiz ve bol suyu ruhları sulamakta, onlara hayat vermekte ve onları erdem ve kutsallık meyveleri vermeye yöneltmektedir. Bu diri su ruhsal hayatı korur ve geliştirir; insanı dönüştürür ve onu ilahlaştırır (theosis’e götürür).

  1. PENTEKOST

Rab, öğrencilerine bu diri suyu, yani Kutsal Ruh’u göndereceğine söz vermişti. Bu, Mesih’in ve Yeni Ahit’in vaadiydi: Kutsal Ruh’u eşsiz ve tam bir şekilde gönderecekti. Bu vaat Pentekost gününde gerçekleşti.

Peki Tanrı daha önce neden Kutsal Ruh’u insanlara bu şekilde göndermemişti?

Çünkü ilk insanların düşüşüyle insanlar Tanrı’nın düşmanı hâline gelmiş ve bu armağanı almaya layık olmaktan çıkmıştı. İnsanı yeniden doğurup yaşatabilen Kutsal Ruh insanlıktan uzaklaşmıştı. Elbette peygamberlere verilmişti; fakat yalnızca belirli bir amaç için, Tanrı’nın onlara açıkladığı bilgileri anlayabilmeleri için.

Ancak Kutsal Ruh, Pentekost’a kadar insanlara tam ve eksiksiz biçimde verilmedi. Çünkü önce Rabbimizin Golgota’daki kurbanı sunulmalı, Âdem’in ve bütün insanların günahı temizlenmeliydi. Böylece insanlar Kutsal Ruh’u kabul edecek kaplar hâline gelebilirdi.

İşte bu nedenle, Rab bizi değerli kanıyla kurtardıktan sonra, Kutsal Ruh’un bu armağanı Pentekost gününde verildi. Kutsal Ruh, imanlıların ruhlarında yaşamak ve yerleşmek için indi. O yalnızca bazı armağanlarını vermedi; bolca döküldü, insanı dönüştürdü ve yeniden doğurdu, onun iç dünyasını kendi lütfuyla ve kutsallığın bütün meyveleriyle doldurdu.

Kutsal Ruh her ruhun manevi karanlığına nüfuz eder; onu aydınlatır, yaşatır ve kutsallaştırır. Böylece imanlılar artık Kutsal Ruh’un tapınakları, “ilahi tabiata ortak olanlar”, Ruh taşıyanlar, Tanrı tarafından yönlendirilenler ve lütufla tanrılaşanlar olurlar.

Bu nedenle Kutsal Ruh, yani diri su, Kilisemizde bize bolca sunulmaktadır. Yanımızda tükenmez lütuf kaynağı dururken birçoklarımızın hâlâ susuz kalması gerçekten üzücüdür.

Rab bugün de her birimize aynı çağrıyı yapmaktadır:

“Susayan bana gelsin ve içsin.” (Yuhanna 7:37)

 

Kutsal Ruh’un gelişi