Felçlinin İyileştirilmesi
- ÜMİTSİZLİK
Kefarnahum’da bazı insanlar, felçli bir adamı sedye üzerinde taşıyarak Mesih’e getirdiler. Felçli Rab’be yaklaşınca, korku ve ümitsizlik dolu gözlerle O’na baktı. Bunun üzerine Rab ona şöyle dedi:
“Cesur ol evladım; korkma. Günahların bağışlandı.”
Rab neden böyle konuştu? Neden önce onu cesaretlendirdi?
Rab’bin sözlerinden anlaşıldığı üzere, felçli adam işlediği birçok günah yüzünden büyük bir ümitsizlik içindeydi. Günahlarının iyileşmesine engel olacağından korkuyordu. İçinden şöyle düşünüyordu: “Rab benim büyük günahlarımı biliyorsa, acaba beni iyileştirmeyi reddeder mi?”
Rab onun yüreğindeki bu kaygıyı gördü. Bu yüzden ona sevgiyle “evladım” diye hitap etti; çünkü o da Tanrı’nın yaratığıydı. Sonra da onu teselli ederek şöyle dedi:
“Evladım, ne günahların ne de hastalığın sana hâkim olacaktır.”
Rab bu tavrıyla bize, acılarımıza merhamet eden, ümitsizliğimizde bizi teselli eden, sıkıntılarımızda bize şefkat gösteren ve bizi iyileştirmeye hazır olan Tanrı olduğunu gösterir.
- GÜNAHLAR VE HASTALIKLAR
Rab, felçliyi iyileştirmeden önce neden günahlarını bağışladı?
Bunun anlamı şudur: Bu talihsiz adamın bedensel felci, ruhsal felcinin ve işlediği birçok günahın bir sonucuydu. Bu nedenle Rab önce onun ruhunu iyileştirdi; günahlarını bağışladı, ardından bedenini de iyileştirdi.
Böylece bize, bazı hastalıkların günahların sonucu olarak ortaya çıkabileceğini öğretmektedir. Bu yüzden önce hastalığın asıl sebebi olan günahların, Kutsal İtiraf (Günah Çıkarma) Sakramenti ile iyileştirilmesi; ardından hastalığın sonuçlarının giderilmesi gerekir. Önce ruhun felci, sonra bedenin felci.
Ancak bu, bütün hastalıklar için geçerli olan değişmez bir kural değildir. Her hasta kendi kişisel günahları yüzünden hastalanmaz; aynı şekilde her günah işleyen kişi de mutlaka hastalanmaz.
Yine de bir gerçektir ki hastalıklar, ilk günahın sonucu olarak dünyaya girmiştir. Tanrı insanı hasta olması için yaratmadı. Hastalık, bozulma ve ölüm günahın sonucu olarak insan hayatına girdi. Tanrı ise bunlara bazen insanı eğitmek ve düzeltmek, bazen de sabrı ve erdemi geliştirmek için izin verir.
Bizim için önemli olan, önceliklerimizi doğru belirlemektir. Çoğu zaman bedenimizin hastalıklarına, ruhumuzun hastalıklarından daha fazla önem veririz. Bedenimiz hastalandığında en iyi hastanelere koşuyoruz. Ruhumuz günahlarla ağırlaştığında ise çok daha büyük bir istekle Tanrı’nın şifa yerine, yani Kutsal İtiraf Sakramenti’ne koşmalıyız.
Önce ruhun şifası, sonra bedenin iyileşmesi.
- KÜFÜR MÜ, YOKSA KISKANÇLIK MI?
Orada bulunan bazı din bilginleri (Yazıcılar), Rab’bin felçliye “Günahların bağışlandı.” Dediğini duyunca, içlerinden O’nun küfür ettiğini düşündüler.
Peki küfür nedir?
Küfür, bir kimsenin şeref ve itibarına hakaret etmek; Tanrı söz konusu olduğunda ise O’na karşı saygısız ve hakaret dolu sözler söylemektir.
Onlara göre İsa’nın günahları bağışladığını söylemesi küfürdü; çünkü günahları yalnız Tanrı bağışlayabilirdi. Oysa Rab bunu söyleyerek sahip olduğu ilahî yetkiyi ortaya koyuyordu.
Fakat onları asıl rahatsız eden gerçekten küfür müydü?
Hayır. Küfür suçlaması yalnızca bir bahaneydi. Asıl sebepleri kıskançlık ve hasetti. Çünkü daha önce Rab’bin ilahî yetkiyle birçok hastayı iyileştirdiğini ve cinleri kovduğunu defalarca görmüşlerdi. Bunların hepsi O’nun ilahî gücünün işaretleriydi.
Fakat haset gözlerini kör etmişti.
Rab onlara ilahlığının bir başka açık delilini daha gösterdi: Yüreklerindeki düşünceleri bildi. Böylece Mezmur’da yazıldığı gibi, “Yürekleri ve iç dünyayı araştıran” Tanrı’nın kendisi olduğunu gösterdi.
Onlara şöyle dedi:
“Neden yüreğinizde kötü düşünceler besliyorsunuz?”
Ardından felçliyi iyileştirme mucizesini gerçekleştirdi.
Buna rağmen anlatımdan anlaşıldığı üzere Ferisiler tövbe etmediler ve Rab’bin ilahî yetkisini kabul etmediler.
Haset ve kıskançlık ne kadar korkunç tutkular! Bu yüzden biz de bu günahlara karşı dikkatli olalım.


