Fırtınanın Dinmesi
- Rab Neden Gecikir?
Issız yerde beş ekmek ve iki balığın mucizevi şekilde çoğaltılmasından sonra Rab,
öğrencilerine kendisi olmadan tekneye binip gölün karşı kıyısına geçmelerini söyledi.
Kendisi ise yalnız başına dua etmek için dağa çıktı.
Gece iyice çöktüğünde öğrencilerin teknesi gölün ortalarına kadar ilerlemişti ve şiddetli
dalgalar arasında savruluyordu. Şafak sökmeden hemen önce, korkunç fırtına yüzünden
sarsılan öğrenciler, dalgaların üzerinde yürüyerek kendilerine yaklaşan bir insan silueti
gördüler. Onlara bir hayalet gibi göründü ve dehşet içinde çığlık attılar.
Fakat Rab hemen onlara seslenerek şöyle dedi:
“Cesur olun! Ben’im. Korkmayın.”
Peki Rab neden öğrencilerini bütün gece boyunca dev dalgalarla mücadele etmeye
bıraktı? Neden hayatları tehlikeye girer girmez yardım etmedi? Üstelik neden öyle bir
şekilde göründü ki, korkuları ve kaygıları daha da arttı?
Kutsal Babalar şöyle açıklar: Mesih, öğrencilerini bütün gece dalgalar arasında
bırakmıştı; çünkü kurtuluş özlemlerini daha da güçlendirmek istiyordu. Kendi
güçsüzlüklerini, acizliklerini ve O’na ne kadar muhtaç olduklarını anlamalarını, O’nun
varlığını bütün yürekleriyle özlemelerini istedi.
Bu yüzden de, dalgaların üzerinde yürürken kendisini hemen tanıtmadı. Onlara
yaklaştıkça kaygılarının daha da artmasına izin verdi.
Rab bugün de hayatımızda çoğu zaman aynı şekilde davranır. Hayatımızın sayısız
deneme ve sıkıntı dalgaları arasında sarsılmaya başladığımız anda hemen görünmez.
Bizi batıracak gibi görünen fırtınalar içinde, çoğu zaman ancak sabrımızın son
noktasında, dayanma gücümüz tükenmek üzereyken gelir.
Hatta bazen yardım etmek üzere olduğu sırada ilk korkularımıza yenilerini de ekler; yeni
imtihanlara, bazen daha ağır ve daha korkunç denemelere izin verir.
Biz ise umutsuzluk içinde şöyle haykırırız:
“Rab, mahvoluyoruz! Gel! Artık bu acıya ve bu kaygıya dayanamıyoruz.”
Rab bizim sıkıntılarımızı bilmiyor mu? Elbette biliyor. Fakat bizi bu şekilde eğitiyor.
Çektiğimiz acıların hemen sona ermesini beklememeyi; hayatımıza gelen her şeyi
cesaretle taşımayı öğretiyor.
Çünkü her şeyi bilen Yaratıcımız şunu çok iyi bilir: Ruhumuzun küçük teknesine
gelmesini kutsal bir özlemle beklediğimiz bu dönem, aslında hayatımızın en bereketli
zamanıdır. Bekleyiş, sabır, gözyaşı, dua, sebat ve iman sayesinde ruhumuzun en derin
şekilde olgunlaştığı dönem budur.
Ve sonunda biz de Mesih’in sesini duyarız:
“Cesur olun! Ben’im.”
O anda yüreğimiz huzur ve sevinçle dolar; fırtınalı hayatımız sakinleşir. Denemeler
denizini aşacak cesareti ve gücü bulur, bu dünyanın yolculuğunu sürdürerek öte kıyıya,
göksel huzura ve güvenliğe doğru ilerleriz.
- Dalgalar ve Rüzgâr
Fırtınalı gölün ortasında Petrus korku içinde şöyle seslendi:
“Rab, eğer Sen isen, bana emret de suların üzerinde Sana geleyim.”
Rab onu çağırınca Petrus tekneden indi ve suyun üzerinde yürümeye başladı.
Fakat şiddetli rüzgârı görünce korktu. Batmaya başlayınca yüksek sesle haykırdı:
“Rab, beni kurtar! Boğuluyorum!”
Peki neden böyle oldu?
Denizin üzerinde yürümekten korkmayan Petrus, şimdi nasıl oluyor da rüzgârdan
korkuyor? Üstelik balıkçı ve iyi bir yüzücü olduğu hâlde…
Petrus korktu; çünkü içinde imandan çok kuşku ve zayıf iman ağır bastı.
Bu yüzden Rab rüzgârı değil, Petrus’u azarladı. Ona göstermek istediği şuydu: Onu yenen
rüzgârın şiddeti değil, imanındaki zayıflıktı.
Eğer imanı sarsılmamış olsaydı, rüzgârın karşısında dimdik durabilirdi. Çünkü onu
dalgaların üzerinde yürütmeye güç veren Rab, rüzgârın şiddeti karşısında da ayakta
tutmaya muktedirdi.
Bizim hayatımızda da çoğu zaman aynı şey olur.
Tanrı’nın lütfuyla büyük engelleri aşar, çözülmesi imkânsız görünen sorunları geride
bırakırız; fakat daha küçük ve daha kolay meselelerde zorlanırız. Çünkü imanımız zayıftır.
Rab bize de şöyle seslenir:
Sorun hayatının fırtınaları ya da rüzgârları değildir; asıl sorun senin zayıf imanındır.
En azından imanımızın zayıflığını kabul edelim ve her gün Rab’be şu duayı edelim:
“Rab, imanımızı artır.” (Luka 17:5)


