/ Pazar Vaazlarι / Yargı saati

Yargı saati

 

 

(Ete veda pazarı)

  1. EBEDİ AYRILIŞ

O Gün, Son Yargı Günü, insan hayalinin sınırlarını aşan bir dehşet taşıyacaktır. O, Mesih’in tüm yaratılış üzerine son ve değiştirilemez sözünü söyleyeceği saat olacaktır. O zaman, bütün insanlığın şaşkın bakışları önünde, adil Yargıç Rabbimiz İsa Mesih, zafer kazanmış bir Kral gibi görkem içinde inecek, sayısız melek ordularıyla çevrili olacaktır. Evrenin kendisi bile O’nun ilahî yüceliğinin ağırlığı altında titreyecektir.

O’nun tahtının önünde, göksel ebedî mahkemenin önünde, her yüzyıldan, her nesilden, her çağdan geçmiş bütün insanlar ve uluslar toplanacaktır. O saatte O’ndan nefret edenler, O’na karşı savaşanlar, O’nu küçümseyenler, O’nu inkâr edenler titreyip acı ağıtlarla feryat edeceklerdir. Fakat O’na iman edenler, karanlıkta ve şüphede bile O’nun ardınca yürüyenler, O’nu yakıcı bir özlemle, kutsal ve doymak bilmez bir sevgiyle bekleyeceklerdir.

Sonra dünyanın Ebedi Yargıcı tıpkı bir çobanın koyunları keçilerden ayırması gibi insanlığı ayıracaktır. Baş Çoban Rab, bütün insanlığı kusursuz adalet ve ilahî doğrulukla iki ebedî tarafa ayıracaktır. Fakat kutsal metnin gösterdiği gibi bu ayrılış uzun sürmeyecektir. Göğü yaran bir şimşek gibi bir anda gerçekleşecektir.

Çünkü o anda insan kalbinin bütün gizli yönleri açığa çıkacak, kitaplar açılacak, sırlar ilan edilecek, hiçbir şey gizli kalmayacak, meleklerin ve insanların önünde her ruh bütünüyle açığa çıkacaktır. Kutsal Babaların öğrettiği gibi, her insan kendi üzerinde, silinmez biçimde, erdemin ya da kötülüğün izlerini taşıyacaktır.

Ruhun gizli dili, bedenin görünür şeklini bile biçimlendirecektir. Rab bazılarına rastgele koyun, bazılarına keçi demez. Nasıl koyunlar ve keçiler dış görünüşlerinden ayırt edilirse, insanlar da içlerinde neye dönüştülerse dıştan onu yansıtacaktır. Herkes tanındığı kişisel özelliklerini kaybetmeden, ya daha parlak ve daha kutsal bir ışıltıyla parlayacak ya da kendi yaptıklarının gölgesi altında karanlığa bürünecektir.

Bu ayrılış bir anda gerçekleşecektir çünkü Tanrı her şeyi bilendir. Kalpleri ve derinlikleri araştırandır. Her düşünceyi, her gizli arzuyu, her saklı günahı, her katılaşmayı bilir ama aynı zamanda her tövbe gözyaşını, her merhamet eylemini, gizlice yapılan her iyiliği de bilir. Tanrı’nın karar vermek için zamana ihtiyacı yoktur. Tek bir ilahî irade hareketiyle dünya ayrılacaktır.

Ve sonra, kötülük yapanlar ebedî cezaya gidecek, doğrular ise ebedî hayata girecektir.

Peki biz nerede duracağız? O korkunç saatte hangi surete sahip olacağız? Koyunlar arasında mı yoksa keçiler arasında mı olacağız? Varlığımız ne kadar parlak ya da ne kadar karanlık olacak?

Mesih bize baktığında ne söyleyecek? Şu sözleri duymak ne korkunç olurdu: “Sizi tanımıyorum.”

O saat geldiğinde bütün yaratılış titrerken, biz bunu şimdi düşünüyor muyuz? O’nu bekliyor muyuz? Ruhumuzu gerektiği gibi hazırlıyor muyuz?

Öyleyse ruhun gözleri kararmadan ve ölüm kalbin şeklini sonsuza dek mühürlemeden önce kurtuluşumuz için bugün çaba gösterelim.

 

  1. KURTULUŞUMUZ ZOR MU?

Bunları duyduğumuzda, belki kalbimize bir umutsuzluk dokunabilir ama bu geçici dünyada yaşadığımız sürece, Aziz Altın Ağızlı Yuhanna’nın öğrettiği gibi tövbe imkânı olduğu sürece kurtuluş yakındır.

Öyleyse neden umutsuzluğa düşelim? Tanrı bizden imkânsızı istemez.

O’nun istediği şey basittir:
Biraz ekmek, biraz sevgi, bir başka insan için biraz ilgi.

Şimdi düşünelim: Ne veriyoruz ve ne alıyoruz?

Az bir sevgi veririz, Tanrı’nın sevgisinde sonsuz yaşam alırız.
Yoksula elimizi açarız, bir gün Cennet’in kapıları bize açılır.
Terk edilmişleri kucaklarız, Tanrı da bizi İbrahim’in bağrında kucaklar. Üzgün olana bir gülümseme veririz, böylece biz sonsuza dek tesellisiz ağlamayız.
Aç olana bir tabak yemek veririz, böylece Krallığın göksel sofrasında sonsuza dek yeriz.

Az veririz, sonsuz olanı alırız.

Gecikmeyelim. Mesih, en küçük kardeşlerimizin yüzünde gizlenmiş halde bizi bekliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yargı saati