/ Manevi yaşam / Seninle yaşamak istiyorum (3. bölüm)

Seninle yaşamak istiyorum (3. bölüm)

3.BÖLÜM: MANEVİ HAYAT NEDİR?

Birinin Allah ile etkili bir ilişki kurabilmesi için, esaslı bir manevi hayata sahip olması gerekir. Peki manevi hayat nedir?

Manevi Hayat Nedir?

Kilise ile hiçbir bağlantısı olmayan bir arkadaşımız, bir tanıdığımız bize “manevi hayat”ın ne anlama geldiğini sorsa, ne cevap verebiliriz?

Bir gazeteciye, bir üniversite profesörüne, bir yazara, bir oyuncuya, bir şarkıcıya “manevi bir kişinin” ne olduğunu sorsak, bize manevi bir kişinin manevi, sanatkâr, zeki, eğitimli ve çok fazla bilimsel bilgiye sahip bir kişi olduğunu söyleyebilirler.

Ancak bu özelliklerin, Kilisemiz tarafından tanımlanan manevi bir kişinin özellikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Kilisedeki manevi bir kişi, entelektüel, çok kitap okumuş ve bilgisiyle bizi etkileyen bir kişi değildir.

Kilise’deki manevi kişi, yalnızca belirli günahlardan kaçınan veya belirli dini görevleri yerine getiren biri değildir: her Pazar kiliseye giden, her gün Kutsal Kitap okuyan, sabah akşam dua eden biri… Çünkü insan, yüreğini Allah’a çevirmeden de böylesine harici bir dindarlığa sahip olabilir. Elbette günahtan kaçınmak ve dini görevleri yerine getirmek, manevi yaşamın ön koşullarıdır ve bunlar, Allah ile daha derin bir ilişkinin meyveleridir. Ancak bunlar tek başına bir insanı “manevi’’ olarak tanımlamaya yetmez.

Manevi İnsan

Havari Pavlos, manevi insanın kim olduğunu bize çok karakteristik bir şekilde anlatır ve onu dünyevi insanla karşılaştırır. Manevi insanın, içinde Allah’ı, Kutsal Ruh’u barındıran kişi olduğunu söyler. Ve tüm hayatı Kutsal Ruh tarafından yönetilir. O, vaftiz edilmiş Hristiyan ve Kutsal Ruh’un armağanlarıyla meshedilmiş, Allah’ı ​​hayatından kaybetmemek için mücadele eden kişidir. Allah’ı ​​çok sever ve her zaman O’nunla birlikte olmak ister.

Maddi Dünya bağlı olan İnsan

Tersine, maddi dünyaya bağlı olan insan, Allah ile ilişki kurmak istemeyen, Kutsal Ruh’un lütfunu kendisinde barındırmak istemeyen ve bu nedenle manevi anlamda ölü olan kişidir. Bu insan, bedenin duyuları ve tutkuları tarafından yönetilir. Biyolojik olarak hareket edebilir. Yer, uyur, yürür, görür, konuşur, duyar ancak hepsi bu kadardır. Biyolojik süreçleri işler, ancak manevi duyuları işlemez. Allah ile ilişkisini koparmıştır.

Çünkü insanın hem fiziki hem de manevi olarak yaşayabilmesi için Allah’ın Lütfu ile beslenmesi gerekir. Bir cihaz, bir cep telefonu, hiçbir hasarı olmasa bile, bataryası şarj edilmezse çalışamaz. Aynı şekilde, insan da “şarj” edilmezse, bir yerden “akım” almazsa çalışamaz. Akım, elektriksel değil, manevidir; yani Allah’ın Lütfudur.

Peki Allah’ın “Lütfu” nedir?

Allah’ın “Lütfu”, Allah’ın bize kendi armağanlarını verdiği faaliyetidir: Bize hayat, güç, aydınlanma, kutsallık verir, böylece manevi olarak yaşayabilir ve O’nunla birleşebiliriz. Allah’ın Lütfu, ruhlarımızı aydınlatan, bizi Allah’a yönlendiren, bizi O’nunla birleştiren ve bizi aydınlık kılan Allah’ın nurudur. Allah’ın kendi içimizdeki tezahürüdür. İçimizde İlahi Lütuf varsa, içimizde Allah’ın kendisi de vardır. Tam tersine, ilahi Lütuf olmadan manevi olarak ölüyüzdür, bir an bile ayakta kalamayız. “İnsanın, Allah’ın Lütfundan güç almadığı sürece, hayatında tek bir iyi iş bile yapması, her şeyden önce günahkâr tutkularını bastırması veya iblisin tuzaklarından kurtulması imkansızdır.”

Peki Allah’ın Lütfu Nasıl İşler?

Allah’ın Lütfu birdir. Ancak varlıklar üzerinde işleyiş biçimine göre çeşitli faaliyetlere ayrılır: Yaratıcı ve hayat vericidir, çünkü varlıkları var eder ve onlara hayat verir; tutarlıdır, çünkü tüm yaratılışı destekler; hikmetlidir, çünkü akıl sahibi varlıklara bilgelik aşılar; ayrıca arındırıcı, nurlandırıcı ve ilahileştirici olarak da adlandırılır, çünkü canlı ve akıl sahibi varlıkları arındırır, nurlandırır ve Yaratıcıları ile birleştirir.

Biyolojik Hayat

Dolayısıyla insanın biyolojik olarak yaşayabilmesi için sadece yiyecek yiyeceğe, içecek suya, nefes alacak oksijene sahip olması değil; aynı zamanda Allah’ın hayat veren lütfuyla canlandırılmasıdır da… Peki bu nasıl gerçekleşir? Allah, Lütfunu her insanın canına nüfuz ettirir; ve can da bu İlahi Lütfu bedene aktarır. Bu nedenle beden candan ayrıldığında ölü kalır. İnsan bu nedenle biyolojik olarak yaşar ve işlev görür, çünkü can aracılığıyla hayat bulur ve ilahi bir akıma maruz kalır. Bu elbette onun manevi olarak canlı olduğu anlamına gelmez. Bu şekilde yalnızca biyolojik olarak yaşar.

Manevi Hayat

Ancak insan, hayvanlar gibi yalnızca biyolojik olarak yaşarsa tam anlamıyla yaşayamaz. Çünkü manevi olarak da yaşamak, Allah ile ve Allah için yaşamak üzere yaratılmıştır. Sadece O’nunla mutlu bir şekilde yaşayabilir. Ancak insanın Allah ile yaşayabilmesi, O’nunla iletişim kurabilmesi ve birleşebilmesi için, yalnızca Allah’ın hayat veren lütfuna (ki bu otomatik olarak tüm insanlara aktarılır) değil, aynı zamanda arındırıcı, nurlandırıcı ve ilahileştirici lütfuna da katılması gerekir.

Bu nedenle, İlahi Lütuf’tan bahsettiğimizde, genellikle insanı Allah ile birleştiren ve ilahileşmeye ulaşmasını sağlayan üç evreden kastederiz.

Manevi Hayatın Üç Evresi

Aziz Babalara göre Allah’ın Lütfu, insanı manevi yaşamın üç evresine yükseltir:

Birincisi, arınma aşaması. İkincisi, nurlanma aşaması. Üçüncüsü, ilahileşme aşamasıdır. Yani, Allah’ın lütfu bizi önce arındırır, sonra nurlandırır ve sonra da kendisi ile birleştirir. Bu nedenle, tüm müminler aynı manevi yaşam seviyesinde yaşamazlar. Bazıları arınma aşamasındadır, bazıları aydınlanma aşamasındadır ve azizlerse ilahileşme aşamasındadır. Allah’ın lütfunun arındırıcı, nurlandırıcı, ilahileştirici olduğunu söylediğimizde, bu başka bir lütfun arındırdığı, bir başkasının aydınlattığı ve bir başkasının ilahileştirdiği anlamına gelmez. Aynı lütuf üç evrede de işler. Ve manevi hayatın üç evresi birbirinden ayrı değildir, her inananın manevi durumuna bağlı olarak birbirini takip edebilir veya aynı anda da işlev görebilir. Birisi daha yüksek bir seviyeye veya nurlanma aşamasına ulaşabilir ve günaha düşebilir. Ancak, arınma, şu veya bu şekilde önce gelir. Rab’bin kendisi bize şöyle demiştir: “Temiz bir kalbe sahip değilseniz Allah’ı ​​göremezsiniz.”

Manevi Hayat, Allah’ın İçimizde Yaşamasıdır

Sonuç olarak, manevi hayat, içinde yalnızca Kutsal Ruh’un Lütfu’nu değil, aynı zamanda Allah’ın kendisini de barındıran müminin hayatıdır. Bizi Allah ile birleştiren mistik yaşamdır. “Manevi hayat, içimizdeki Mesih’in yaşaması demektir”. Bu hayat, kutsal gizemler aracılığıyla tamamlanır. Vaftiz Gizemi aracılığıyla insan hayata başlar ve Allah’ın çocuğu olur. Mesih aracılığıyla, manevi olarak mücadele edebilmesi, tutkuların üstesinden gelebilmesi ve içindeki erdemleri geliştirebilmesi için Allah’ın Lütfu ona sağlanır. Ve son olarak, İlahi Komünyon bu yaşamı sürdürür ve korur. İnsan, Mesih’i kendi içinde yaşar, O’nunla birleşir, nurlanır, arınır ve ilahileşir.

Dolayısıyla, içimizde Allah olduğunda ve O’ndan dönüşümümüzü gerçekleştirmesini istediğimizde manevi hayata sahip olmuş oluruz. Çünkü kendi kendimizi arındıramayız. İrademizi sunarız ve Allah bizi arındırır. Canımızı nurlandıramayız. Onu da Allah nurlandırır. Kendimizi Allah ile birleştiremeyiz. Allah bizi kendisiyle birleştirir. Erdemlerin meyvelerini de üretmiyoruz. Allah onları verir. Öyleyse manevi hayat, Allah’ın tüm armağanlarıyla içimizde meyve vermesine izin vermek anlamına gelir. Allah’ın bizi arındırmasına, nurlandırmasına ve kendisiyle birleştirmesine izin vermektir.

Sefih Oğul Meselinin Üç Evresi

Sefih Oğul benzetmesinde, meseldeki baba figürünün etrafında üç tür insan vardır. İki oğlu, ücretli çalışanlar ve köleleri. Bu mesel, manevi yaşamda ya köle, ya işçi ya da oğul olabileceğinizi anlamamıza yardımcı olur. Yani, cehenneme gitmekten korktuğunuz için Allah’a köle olarak yaşamak. Ücretli olmak, yani, çıkarınız için Allah’a yakın yaşamak, maaş almak, Cennet’i kazanmak. Oğul olmak, yani, yalnızca ve yalnızca O’nu sevdiğiniz için Allah ile bir olmayı arzulamak ve dünyada O’nunla birlikte olmaktan başka hiçbir şey istememek.

Canımız Hangi Aşamadaysa, Manevi Olayları Ona Göre Farklı Şekillerde Deneyimler

Allah ile bir köle, ücretli bir işçi veya bir evlat gibi bir ilişkimiz varsa, her manevi deneyimi tamamen farklı yaşarız. Canımız arınma, nurlanma, ilahileşme aşamasındaysa, Allah’ın gizemlerini tamamen farklı şekilde deneyimleriz. Aynı manevi uyarılar herkeste aynı manevi sonuçları doğurmaz.

Kudüs’te Rab bir zamanlar bir kalabalığa seslendi. Bir ara Allah’ın sesi duyuldu: “Onu yücelttim ve yine yücelteceğim.” O zaman da herkes Allah’ın sesini net bir şekilde duymadı. Birçoğu sesini duydu, ancak kelimeleri ayırt edemedi. Bu yüzden bazıları gök gürültüsü duyduklarını söyledi. Bazıları da bir meleğin konuştuğunu söyledi. Manevi duyularına bağlı olarak, her biri ya sadece gök gürültüsü duydu ya da anlamlarını anlamadan kelimeler duydu. Manevi olarak üstün olan bazı öğrenciler ise Allah’ın sözlerinin içeriğini ayırt edebildiler. O sırada kendisiyle konuşan Babasını yalnızca Rab gördü. Ses netti, ancak herkes zihninin saflığına göre anlayabiliyordu. Yani, canımızın durumuna bağlı olarak, kişi açıkça duyar, gizemli bir şekilde işitir veya hiç duymaz. Dolayısıyla, manevi hayatta, canınızın manevi durumuna göre manevi deneyimler yaşarsınız. Başkalarının Allah’ın sesini duyması, sizin ise hiçbir şey duymamanız mümkündür.

Manevi Hayattaki Adımlar Nelerdir?

Kilise ile hiçbir bağlantısı olmayan ve hiçbir şey bilmeyen biri manevi hayata nasıl girer?

1.Çağrı

Allah’ın yaptığı ilk eylem, çağrı eylemidir. Allah çağırır. Ve insanı çağırmanın birçok yolu vardır: bir arkadaşla, bir kitapla, internette bir gönderiyle, cep telefonuna gelen bir mesajla, bir Aynoroz ziyareti esnasında… Allah’ın ilk hareketi sizi çağırmaktır. Size şöyle der: Bana gelin. Bir ayine gelin, bir vaaza gelin, manevi bir kişiye gelin. Kişi evet derse, şu adımları atmaya çağrılır:

  1. Çıkış

İlk olarak, önceki hayatını, günahkâr günlük hayatını terk etmek. Kendi alanını terk etmek. Cesurca bir çıkış yapmak. Hayatını bırakmak. Şimdiye kadar yaşadıklarını silmek. “Bitti” demek. Eski olan her şey bitti. Onlara karşı ölüyüm. Artık günah için burada değilim. Manevi hayattaki ilk adım bir çıkış, bir ölümdür.

  1. Kiliseye Giriş

İkinci adım, özünde Kilise ile yeniden bağlantı kurmaktır. Kişi Allah’ı ​​ancak orada bulabilir. Evde tek başına Kutsal Kitap’ı incelemek, radyoda veya internette vaaz dinlemek ya da Kilise ile hiçbir bağlantı kurmadan evde dua etmek yeterli değildir. Kişi ancak Kilise’nin Gizemleri’ne katıldığında manevi bir hayat sürebilir, Allah’ın Lütfu’na sahip olabilir, manevi olarak yavaş yavaş olgunlaşmaya, Allah’a daha da yaklaşmaya, O’nunla birleşmeye başlayabilir.

  1. Tövbenin Acısı ve Sevinci

Arınma ve tövbe aşamasında insan, eskiden olduğu şey için bir acı, şimdi yaşadığı şey için ise tarifsiz bir sevinç duymaya başlar. Şimdiye kadar yaptıklarını hatırladıkça derin bir utanç duyar ama aynı zamanda içinde değişmek için de bir hasret duyar. Arındırıcı gözyaşlarıyla Kutsal İtiraf gizemine koşar. Orada Mesih’in kendisi onu bekliyordur, günahlarını bağışlamak, onu kucağına almak, onu tekrar çocuğu yapmak için.

  1. Allah ile Birlik

Bu aşamada tövbekâr, dönüşmüş insan, İlahi Komünyonun Gizemi’ne katılır, Allah’ı ​​içine alır. Ve Allah onun içine girdiğinde, onu nuruyla doldurur. İnsan başka bir dünyada yaşar, tarifsiz bir sevinç duyar, bu deneyimi hiçbir şey için kaybetmek istemez. Bir coşku hali içinde yaşar. Buradaki coşku, bir duygu patlaması değil, insanın ilahi hale geldiği, Allah’ı ​​kendi içinde yaşadığı bir hali ifade eder. Bu haldeyken farklı düşünür, farklı görür, farklı duyar.

Şu an neredeyiz? Hangi haldeyiz? Manevi bir hayat mı yaşıyoruz? Arınma aşamasına mı girdik?

Gerçek Manevi Hayatı nasıl Edinebiliriz?

Allah Olmadan Yaşayamayız

Bu yüzden yapmamız gereken ilk şey, Allah olmadan yaşayamayacağımızı anlamaktır. Manevi yaşamın bir zorunluluk, bir angarya değil, bir hayat koşulu olduğunu anlamak… En güzel yemeği yemek istemeyen var mıdır? Evet! Hasta olanlar. Sağlıklı ve açsanız, en güzel yemeği bir görev olarak görmezsiniz, onu oburlukla arzularsınız. Sağlıklı kişi açtır ve yer. Aksi takdirde ölür. Manevi olarak sağlıklı kişi Allah’a acıkır. Allah’a susar. Kimse onu kiliseye gitmeye veya dua etmeye zorlamaz. O, kendiliğinden özler.

Allah’ı ​​Kaybetmemek İçin Savaşalım

Günlük manevi hayat, Allah’ı ​​kaybetmemek demektir. Ve O’nu kaybetmemek için O’nun emirlerini yerine getirmektir. Zorla veya korkudan değil ama her zaman O’nunla olma özlemiyle… Bu yüzden dua etmeyi, orucu, çalışmayı, çileciliği, kutsal hayatı özlemektir ve kişiyi O’ndan uzaklaştırabilecek her şeyden nefret etmektir.

Allah ile İstikrarlı Bir İlişkimiz Olsun

Bir gece ayininde, bir vaazda, bir ayinde… heyecanlanıp eve döner dönmez tam tersini yapmayalım. İstikrarlı, gerçek ve derin bir manevi hayatta, hacda, bir yerondada veya bir mucize esnasında bir anlık yüzeysel coşku patlamalarına ihtiyacımız olmaz… Bu coşkular, eğer derinlikleri yoksa, daha sonra hayal kırıklığına yol açarlar. Manevi hayatın istikrara ihtiyacı vardır. Ne gözyaşlarına, ne taşkınlıklara, ne de ardından gelen manevi hafıza kaybına. Her şey, manevi varlığımızın talimatlarına göre, istikrarlı adımlarla yapılmalıdır.

Ve manevi istikrara kavuşmak için, her şeyi doğru bir şekilde önceliklendirmeliyiz. Başka öncelikler belirlemeyelim. Neden başka şeyler yüzünden uykumuzu kaybediyoruz ve konu Allah olduğunda zamanımız olmuyor?

Öyleyse önceliklerimizi belirleyelim ve İlahiyatçı Aziz Gregory’nin dediğine inanalım: “Başka her şey Allah’tan sonra gelir.’’ Geri kalan her şey ikincildir. Her şeyden önce Allah gelir.

İlahi Sevgiye Sahip Olalım

Mesih’imize karşı ateşli bir sevgiye sahip olalım. Bu ilahi sevgi ateşi olmadan, Mesih’teki hayat soluk, duyarsız, çaresiz hale gelir; varlığını sürdüremez.

Diğer Koşullar

Ancak, insanın gerçek ve hakiki bir manevi hayata sahip olabilmesi için, ayrı bölümlerde ayrıntılı olarak ele alacağımız bazı temel koşullara da sahip olması gerekir.

Bu koşullar şunlardır:

–Manevi rehber

–Tövbe

–Manevi mücadele

–Dini pratikler

–Günlük program

–Çalışma

–Dua

–Kilise hayatı

-Sakramentlere katılmak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Seninle yaşamak istiyorum (3. bölüm)