Teofani’den sonraki Pazar
- YILDIZ BATTI
Rabbimiz, Vaftizci Yahya’nın tutuklanıp hapse atıldığını öğrenir öğrenmez, artık kamusal hizmetine sistemli bir biçimde başlamak üzere Celile’ye çekildi. Vaftizci Yahya’nın kutsal ağzı sustuğunda, çölde haykıranın sesi artık duyulmayacağında, Rab kamusal öğretisine başlar. Yahya görevini tamamladığında, Rab kurtarıcı işine başlar. Yıldız batar, güneş doğar.
Beden almış melek, “İlyas’ın ruhu ve kudretiyle” önceden yürümüş; Rab’bin yolunu hazırlamış, yolu açmıştır. Yahudiye halkı ve Şeria çevresi artık onun sesini duymayacaktır. Halkı Rab’bi karşılamaya hazırlayan, İsrail oğullarından birçoğunu “Rableri olan Tanrı’ya” döndüren tövbe çağrısı artık sona ermiştir.
Rab bu anı acele etmeden bekler. Önce Yahya’nın görevini tamamlamasını bekler. Mucizevî gücünü henüz bütünüyle açığa vurmaz, kalabalıklara resmî olarak öğretmez. Böylece uygun zaman geldiğinde kamusal hizmetine resmen başlar. Bu nedenle Yahya, Mesih hakkında şu tanıklığı verir: “Aranızda duran, fakat sizin tanımadığınız biri vardır.”
Mesih tarihe ve hayatımıza doğal bir biçimde girmiştir. Artık Eski Antlaşma tamamlanmış, Yeni Antlaşma başlamıştır. İşte, “Tanrı’nın Egemenliği yakındır.”
Bu iki çağ arasındaki geçiş bize ne çok şey öğretir! Ne kadar yumuşak, sakin ve gizli bir geçiştir bu. Sağduyu ve bilgelikle gerçekleşir. Dünyanın seyrindeki gerçekten büyük ve kutsal olaylar gerginliklerle, gösterilerle, ayaklanmalarla değil, kutsal bir sessizlik içinde olur. “Tanrı’nın Egemenliği gözle görülür biçimde gelmez.” Doğal, zorlamasız ve fark edilmeden gelir. Buradan biz de ayırt etme yeteneğine ve sağduyuya sahip insanlar olmayı öğreniriz. Her şeyin zamanında ve uygun biçimde gerçekleşmesini arzulamayı öğreniriz.
- KAFERNAUM
Rab, nüfusu yoğun ve Yahudilerle putperestlerin birlikte yaşadığı Celile Gölü’nün batı kıyısına yerleşti. Kamusal hizmeti için en uygun merkez olarak seçtiği, Celile’nin kuzeybatı kıyısındaki göl kenarı bir şehir olan Kafernaum’a yerleşti.
Bu şehir, yüce öğretileri işitmeye, hayranlık uyandıran mucizeleri görmeye ve insan olan göklerin Tanrısı’nı ağırlamaya layık görüldü. Kafernaum için ne büyük bir onur! Rab, dünyadaki bütün şehirler arasından onu seçti.
Ne var ki, halkı kendilerine verilen bu büyük onurun farkına varmadı. Tövbe etmediler. Bu yüzden Mesih şöyle der: “Ve sen, ey Kafernaum, göğe kadar yükseltilmişken, Hades’e kadar indirileceksin.” Göğün doruklarına çıkarılmış olan sen, utanç içinde Hades’e ineceksin. Çünkü Rab devam eder: Eğer Sodom halkı, Kafernaum’un gördüğü mucizeleri görmüş olsaydı, tövbe eder ve yok olmazlardı. Bu nedenle, Sodomluların cehennemde Kafernaum halkından daha az acı çekeceğini bildirir.
Kafernaum, Rab’be gösterdiği bu kayıtsızlığın bedelini kısa sürede ödedi. Birkaç yıl sonra tamamen yıkıldı ve haritadan silindi.
Bu şehrin akıbeti, yıllar boyunca Tanrı’dan sayısız lütuf almaya layık görülen bizleri de derin düşünceye sevk etmelidir. Ne çok şey duyuyoruz, ne çok şey görüyoruz, ne çok şey hissediyoruz… Peki biz ne yapıyoruz? Tanrı’nın bereketlerine karşılık verebiliyor muyuz?
- BÜYÜK IŞIK
Rab kamusal hizmetine başlar başlamaz, insanlığın yoğun karanlığı içinde ruhsal bir güneş gibi doğar. “Karanlıkta oturan halk büyük bir ışık gördü. Ölüm ülkesinde ve gölgesinde oturanların üzerine bir ışık doğdu.”
Yüzyıllar boyunca insanlar ruhsal karanlığa gömülmüştü: sapkınlığın, bilgisizliğin ve Tanrı tanımazlığın karanlığına. Bundan kurtulacaklarını bile umut etmiyorlardı. Bitmeyen gecede ışıklarını yitirmiş, hangi yoldan yürüyeceklerini bilemez hâle gelmişlerdi.
Ama şimdi hayatlarında büyük bir ışık doğmuştur: gerçek Işık, Rabbimiz İsa Mesih. Cehaletin karanlığında parladı ve günahın karanlığı olan ölüm gölgesini dağıttı.
Burada özellikle dikkat etmemiz gereken şudur. Halk ışığı, onu aradığı için değil, Tanrı ışığını onlara açıkladığı için buldu. İnsanlar önce ışığı aramadılar, ona doğru koşmadılar. Tersine, ışık onları kovalıyormuş gibi belirdi.
Demek ki Mesih’in ışığı bizi kovalamaktadır. Peki biz Mesih’in Işığı’nı hayatımıza kabul ediyor muyuz? O’nun ışığının kararmış yüreğimize girmesine, içimizde hakikatin ve umudun ışığı olarak parlamasına izin veriyor muyuz? “Işık dünyaya geldi,” ama ne yazık ki “insanlar ışığı değil, karanlığı sevdiler.”
Mesih bize ışığını sunarken, bizim sonsuz bir gecenin karanlığında yaşamayı tercih etmemiz gerçekten trajiktir. Gelin, gerçek Işık’a, Işık Kaynağı olan Rabbimiz’e koşalım. O’ndan sürekli olarak yüzünün ışığını bize göndermesini, bizi aydınlatmasını ve kutsallaştırmasını dileyelim.


