Yüzbaşının İmanı
- Eşsiz Alçakgönüllülük
Bir gün Rab, Kapernahum’a geldiğinde bir yüzbaşı O’na yaklaşıp şöyle yalvardı:
“Rab, kölem evde felçli yatıyor ve büyük acılar çekiyor.”
Rab ona:
“Gelip onu iyileştireceğim.” diye cevap verdi.
Fakat yüzbaşı şöyle karşılık verdi:
“Rab, benim evimin çatısı altına girmene layık değilim. Yalnız bir söz söyle, kölem iyileşecektir. Çünkü ben de yetki altında bulunan bir adamım; emrimde askerler vardır. Birine ‘Git’ derim gider, diğerine ‘Gel’ derim gelir. Köleme de ‘Bunu yap’ derim, yapar.”
Putperest bir subay olmasına rağmen ne büyük bir alçakgönüllülük göstermişti! Gerçek imanın öğretileriyle yetişmemiş olmasına rağmen, açıklanması güç bir ruhsal kavrayış ve benzersiz bir tevazu sergiliyordu. Kendisini Rab’bin evine gelmesine layık görmüyordu. Mesih’in kutsallığının parlaklığı karşısında kendi günahlılığını hissediyordu. Aynı zamanda Rab’bin büyüklüğünü de kavrıyordu. O’nun insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde mutlak yetkiye sahip olduğunu biliyordu. Bu yüzden Rab’den yalvarmasını değil, yalnızca buyurmasını istedi. Böylece öyle büyük bir iman gösterdi ki, Rab İsa bile buna hayran kaldı ve onu herkesin önünde övdü.
İşte bu yüzbaşının sözleri, Kilise’nin sayısız azizinin de dudaklarına yerleşmiştir. Onlar da Rab’bin yüceliği karşısında kendi küçüklüklerini hissederek aynı sözleri söylemişlerdir. Bu ifade zamanla bir duaya dönüşmüştür. Kutsal Kâse’nin önünde huşu ile duran bütün Kilise iman, tevazu ve derin bir hissedişle şöyle dua eder:
“Rab, evimin çatısı altına girmen için layık değilim.”
Çünkü ruhum erdemlerden yoksun, günahlarım yüzünden harap olmuştur. Başını yaslayacağın bir yer nerede bulacaksın, ey Rab? Ama Sen kendini alçalttığın için, günahkâr ruhumun evine girmeyi ve beni iyileştirmeyi lütfet.
- O’nun Egemenliğinde
Rab, yüzbaşının bu sözlerini duyunca hayran kaldı ve ardından gelenlere şöyle dedi:
“Size doğrusunu söylüyorum: İsrail’de bile böylesine büyük bir iman bulmadım.”
Sonra şöyle devam etti:
“Size şunu söylüyorum: Dünyanın dört bir yanından birçok kişi gelecek; göklerin Egemenliği’nde İbrahim, İshak ve Yakup ile birlikte sofraya oturacaklar. Fakat Krallığın mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak; orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”
Ardından yüzbaşıya dönerek:
“Git; iman ettiğin gibi olsun.” dedi.
Ve tam o anda kölesi iyileşti.
Putperest bu subayın imanı, Rab’bin acı bir gerçeği önceden bildirmesine vesile oldu: O’nun Egemenliği’nde birçok putperest yer alacak, buna karşılık gerçek Rab’be tapınan Yahudilerin çoğu dışarıda kalacaktı. Bu gerçekten trajik bir durumdur.
Rab, Yahudi halkını ne kadar büyük lütuflarla onurlandırmıştı! Onları Mısır’ın ağır köleliğinden kurtardı; Kızıldeniz’i geçirdi; Yasasını verdi; çölde besledi; Kenan diyarına yerleştirdi; tövbeye çağırmaları için peygamberler gönderdi. Fakat beklediği karşılığı göremedi. Bunun üzerine insan oldu; tövbeyi vaaz etti ve eşsiz mucizeler gerçekleştirdi. Buna rağmen Yahudiler O’nu kabul etmediler ve Mesih’i en korkunç ölüme götürdüler.
Bunun sonucunda Rab, lütfunu İsrail’den çekti. Yeruşalim yıkıldı. Sayısız Yahudi öldürüldü, köle olarak satıldı ve dünyanın dört bir yanına dağıldı. Vatanlarını kaybettiler; ayrıca Rab’bin Egemenliği’nden de mahrum kaldılar.
Fakat bu gerçek özellikle biz Ortodoks Hristiyanlar için ciddi bir uyarıdır. Çünkü bize, Yahudi halkına verilenden çok daha büyük armağanlar verilmiştir. Rab bize Kilisesi’ni, kurtuluşumuzun kutsal gizemlerini (sakramentlerini) ve Kutsal Ruh’un armağanlarını bağışlamıştır.
Özellikle bizler, Ortodoks geleneğinin mirasını taşıyan Hristiyanlar olarak, bunun sorumluluğunu daha derinden hissetmeliyiz. Elçilerin hizmeti, şehitlerin kanı, azizlerin kutsallığı, kutsal emanetler, ikonalar, manastırlar ve kutsal ziyaret yerleri bize büyük bir ruhsal miras bırakmıştır.
Rab bütün bunları bize verdi; fakat karşılığında da çok şey beklemektedir. Beklediği şey, tövbenin meyveleri, ruhsal verimlilik ve kutsallık dolu bir yaşamdır.


