/ Pazar Vaazlarι / Allah’ın inayeti

Allah’ın inayeti

KAYGI İÇİNDE MİYİZ?

Çağımızda insanların ruhunu yoran, gönül huzurunu kaçıran ve onları daimî bir tedirginlik içinde bırakan en büyük düşmanlardan biri kaygıdır. İnsan, hayatı için, geleceği için, geçimi için, ailesi için, yiyeceği ve giyeceği için, kısacası her şey için endişe duymaktadır. Bazen bütün ömrümüz bunların etrafında dönüp durur. Sözlerimiz, düşüncelerimiz, arzularımız ve emeklerimiz hep maddî şeylere yönelir. Böylece birçok kimse, göklerin mevcudiyetini, ebedî hayatı ve sonsuz istikbali unutmaya başlar.

İşte Rab, bu sıkıntılı ve yıpratıcı düşünceyi düzeltmek üzere bizlere şöyle hitap eder:

“Hayatınız için ne yiyeceğinizi ve ne içeceğinizi, bedeniniz için ne giyeceğinizi kaygı ile düşünmeyiniz.”

Zira size hayatı ve bedeni veren Allah, onların ihtiyaç duyduğu yiyeceği ve giyeceği de verecektir. Bedeni yaratan ve onu gıdaya muhtaç kılan Allah, onun rızkını da ihsan etmeyecek midir?

Peki Rab bunları söylerken neyi kastetmektedir? Sanki şöyle buyurmaktadır:

“Ruhunuzu dağıtan, sizi tüketen ve sizi huzursuz eden kaygılara kapılmayınız. Hayatın meseleleri karşısında korku ve telaş içinde olmayınız. Sayısız ihtiyaçlarınızı ve işlerinizi durmadan endişe, güvensizlik ve korku ile düşünmeyiniz.”

Çünkü hepimizin bildiği gibi insan, yalnızca meselelerini düşünmekle dahi kendini tüketebilir. Nice kimseler vardır ki kaygılarından dolayı gece uyuyamazlar:

“Geçimimi nasıl sağlayacağım? Bu kadar masrafı nasıl karşılayacağım? Bu az gelirle nasıl yaşayacağım? Çocuklarımı nasıl okutacağım? Onların geleceğini nasıl

hazırlayacağım? Bana çözümsüz görünen bu büyük sıkıntıyı nasıl aşacağım?”

İşte kaygı ve endişeye sebep olan bütün bu meseleler, aynı zamanda iman, sükûnet ve teslimiyetin de vesilesi olmalıdır. Çünkü sıkıntılar ve ihtiyaçlar bu dünyada hiçbir zaman eksik olmayacaktır. O hâlde kaygı ve telaş ile ne kazanacağız?

Kazancımız yalnızca iç huzurumuzun bozulması, gönül sükûnumuzun kaybolması ve ömrümüzün kısalması olacaktır. Dahası, bu huzursuzluk ruhunu ailemize ve

yakınlarımıza da bulaştıracağız; böylece evimizde herkes tedirgin, kaygılı ve huzursuz hâle gelecektir.

Fakat burada biri şöyle sorabilir:

“Öyleyse ne yapalım? Günlük hayatın bunca meselesi karşısında ilgisiz mi kalalım? Hiçbir tedbir almayalım mı?”

Elbette hayır.

Çalışacağız, emek vereceğiz, mücadele edeceğiz. Zira başka türlü yaşamak mümkün değildir. Üzerimize düşen vazifeleri yerine getireceğiz. Rab bizleri çalışmamaya, tedbir almamaya veya günlük ihtiyaçlarımızı ihmal etmeye çağırmamaktadır.

Lâkin bütün bunları kaygı ile değil; imanla, umutla, gönül huzuru içinde ve merhameti sonsuz Allah’a güvenerek yapmamızı istemektedir.

BİR BABAMIZ VAR

Rab, böylesine bir imana sahip olmamız için bize şunu hatırlatmaktadır: Biz yetim değiliz.

Bizim sevgi ve şefkat sahibi bir Babamız vardır. Bizi yokluktan varlığa çıkaran O’dur. Bizi yaratan O olduğuna göre, bizi yaşatmayı ve korumayı da üstlenmeyecek midir?

Madem ki O bizim Babamızdır, bizi terk etmesi mümkün değildir. Mutlaka bizimle ilgilenecek ve bize ihtimam gösterecektir. Hangi baba çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaz? Hele ki böylesine müşfik bir Baba, evlatlarını nasıl görmezden gelebilir? Özellikle de onlar darlık ve sıkıntı içinde olduklarında…

“Babanız bilir.”

Semavî Babamız bizi iyi tanır. İhtiyaçlarımızı bilir. Kaygılarımızı bilir. Bütün hâlimizi bilir. Ve her şeye kadirdir. Çünkü O yalnızca her şeyi bilen değil, aynı zamanda her şeye gücü yetendir.

Madem ki semavî Babamız gökteki kuşları beslemekte ve kırların çiçeklerini giydirmektedir; onlardan çok daha kıymetli olan insanı ihmal edecek midir?

O, her şeyden önce bizimle ilgilenmektedir. Hayatımızı sürdüren O’dur. Ve bizi tarif edilemeyecek kadar çok sevmektedir.

Öyle ki bu sevgiyi insan aklı tam olarak kavrayamaz.

Bizi yalnızca yaratmakla kalmamış, bedenimizin korunması için değil, çok daha fazla olarak ruhlarımızın kurtuluşu için her şeyi yapmıştır. Bizim uğrumuza sayısız nimetler ihsan etmiş, lütuflarını eksik etmemiştir.

Ve bizim için en büyük işi gerçekleştirmiştir:

Rab İsa Mesih beden almış, çarmıha gerilmiş, acı çekmiş, ölmüş, gömülmüş ve üçüncü gün dirilmiştir.

Böylece bizler ebedî helâke sürüklenmeyelim, bilakis sonsuz hayata kavuşalım diye.

O hâlde böylesine büyük ve akılların kavrayamayacağı işleri yapan Rab, bizi küçük ve geçici ihtiyaçlarımızda yalnız mı bırakacaktır?

Bu sebeple imanı zayıf kimseler olmayalım. Bilakis O’na karşı sarsılmaz ve tereddütsüz bir iman taşıyalım.

İyi bilelim ki biz yetim değiliz. Bir Babamız vardır.

Daima yanımızda bulunan, her zaman yardım etmeye hazır olan semavî Babamız… Bu nedenle Kutsal Kilise’nin her ilahî ayinde bizlere öğrettiği gibi:

“Kendimizi, birbirimizi ve bütün hayatımızı Mesih Allah’a emanet edelim.”

 

Allah’ın inayeti