/ Manevi yaşam / Tövbe

Tövbe

Ortodoks Kilisesi’nde tövbe, Kutsal Gizemlerden (sakramentlerden) biridir. Bu da tövbenin ne kadar önemli olduğunu gösterir.

 

Tövbe, zihinsel bir uğraş, yalnızca bir düşünce ya da duygu değildir. Tövbe, Baba Tanrı ile aramdaki ilişkinin yeniden onarılmasıdır. Âdem’in günahıyla kaybettiği Cennet’e yeniden kavuşmamızın yoludur. Çünkü bütün insanlar, doğdukları andan itibaren Âdem’in günahının sonuçlarını taşırlar.

 

Âdem, itaatsizliğiyle Tanrı’ya karşı geldi. Cennet’i kaybetti; çünkü Cennet’in itaatsizliğin ve günahın hüküm sürdüğü bir yer hâline gelmemesi gerekiyordu. Rab ise Cennet’in kapısını bize yeniden açmak için bir kurtuluş planı hazırladı. Bütün yükü kendi üzerine aldı ve dünyanın bütün günahlarının bedelini ödedi.

 

Ne yazık ki, Rab’bin Dirilişi’nden sonra da günah varlığını sürdürdü. Ancak bize büyük bir armağan verildi: Artık günahla mücadele etmek ve ondan kurtulmak için gerekli imkânlara sahibiz.

 

Rab, Havarilere görevlerini verirken üzerlerine üfleyerek onlara Kutsal Ruh’u verdi ve günahları bağışlama yetkisini bahşetti. Şöyle buyurdu:

 

«Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.» (Yuhanna 20,23)

 

Günah bizi Cennet’ten uzaklaştırdı; tövbe ise bizi yeniden Cennet’e götürür.

 

Tövbe, belli bir anda gerçekleşip sona eren bir olay değildir. Bütün hayatıma nüfuz eden, düşüncelerimi ve davranışlarımı değiştiren bir iyileşme sürecidir. Hayatım boyunca devam etmesi gereken etkin bir tutumdur. Tanrı’yla birleşmeye, yani theosis’e (ilahlaşmaya) doğru ilerleyiştir. Günah İtirafı Kutsal Gizemi de bu ruhsal iyileşme sürecinin temel aşamalarından biridir.

 

Peki, günahlarımı mutlaka bir rahibe itiraf etmem gerekiyor mu? Tövbenin acısını yüreğimde hissetmem yetmez mi? Meryem Ana’nın ya da Mesih’in ikonası önünde günahlarımı itiraf etsem olmaz mı? Beni utandıran şeyleri başka birine anlatmak zorunda kalmamın ne anlamı var? Neden kendimi böyle zor ve mahcup edici bir duruma sokayım?

 

Kusmak da elbette hoş bir şey değildir. Ama zehir yutmuşsam yalnızca hastaneye gitmem yetmez; doktora ne yuttuğumu söylemeli ve zehri vücudumdan atabilmem için ondan yardım istemeliyim. Doktorun önünde kusmaktan utanmam.

 

Ne yazık ki hepimiz bu konuda ters bir tutum içindeyiz: Günah işlemeden önce utanmamız gerekirken, günahlarımızdan kurtulmaya sıra gelince utanıyoruz. İnsan, tövbe ile pişmanlığı birbirine karıştırmaya yatkındır.

 

Pişmanlık, yaptığım şeyden dolayı üzüntü ve utanç duymaktır. Yahuda’nın yaptıkları buna örnektir: Otuz gümüşü geri attı, ama sonra gidip kendini astı.

 

Tövbe ise Rab’bin yolunda kalmaya karar vermektir. Mesih’i inkâr eden Petrus’un yaptıkları da bunun örneğidir: Petrus acı acı ağladı ve ardından öğrencilerin arasına geri döndü. Onların sert bakışlarına ve kendisini küçümseyen sözlerine alçakgönüllülükle katlanmayı göze aldı.

 

Peki, pişmanlığı tövbeden ayıran nedir?

 

Alçakgönüllülük.

 

Alçakgönüllülük, ruhsal hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Özenle yetiştirilmesi gereken bir çiçek gibidir. Günahlarımızı başka bir kişiye itiraf etmek de bu değerli erdemin içimizde gelişmesine yardımcı olur.

 

İşte bu nedenle Tanrı, İncil’de günahlarımızı birbirimize itiraf etmemizi açıkça buyurmuştur. Nitekim bütün Kutsal Gizemlerin kökü ve temeli de İncil’de bulunur.

 

«Birbirinize günahlarınızı itiraf edin ve birbiriniz için dua edin ki şifa bulasınız.» (Yakup 5,16)

 

Şunu da hatırlayalım: İlk Kilise döneminde günah itirafı, günümüzde olduğu gibi özel ve kişisel bir ortamda değil, cemaatin önünde, herkesin katılımıyla yapılırdı.

 

Mesih’in ve Meryem Ana’nın ikonalarının önünde dua etmek elbette güzeldir. Günahlarımızı ikonaların önünde dile getirmek de tövbe duygumuzun gelişmesine yardımcı olabilir. Ancak bu tek başına yeterli değildir.

 

Çünkü bir ikona günahlarımın bağışlanmasını sağlayamaz.

 

Günahların bağışlanması, rahibin Tanrı’nın hizmetinde bir aracı olarak günah itirafını kabul etmesi ve bağışlanma duasını okumasıyla gerçekleşir. Böylece günahlarımı Rab’bin Çarmıh’ta üstlendiği günah yüküne teslim etmiş olurum.

 

Bu nedenle doğru yolu izlemeliyim. Aksi hâlde ikonaların önünde döktüğüm gözyaşları, günah itirafının ve bağışlanmanın yerini tutmaz. Günahlarımı, Rab’bin bu yetkiyi emanet ettiği kişiye, yani yetkili bir rahibe itiraf etmeliyim.

 

Bugün bu yetki, Havarilerin halefleri olan episkoposlara aittir. Episkoposlar da bu yetkiyi belirli rahiplere verirler. Günah İtirafı sırasında rahip, Mesih’in kendisine emanet ettiği hizmeti yerine getirir; günahlarımın bağışlanması için Kilise adına görev yapar.

 

Kendi bildiğim yolda ısrar ediyorsam, bu durum gururumun ve benmerkezciliğimin beni esir aldığını gösterir. Yoksa Tanrı’yla kendi kurallarıma göre yeni bir anlaşma mı yapmaya çalışıyorum?

 

Bu, doktordan hastalığımı benim belirleyeceğim yöntemle tedavi etmesini istemek kadar mantıksızdır.

 

Ruhani babam olması için istediğim rahibi seçme hakkına sahibim. Günahlarımı kime itiraf edeceğime karar verebilirim. Ancak Rab’bin bize bizzat öğrettiği ve emanet ettiği düzeni değiştiremem.

 

Sonuç olarak: Günahlarımı bağışlanmak üzere ruhani babama itiraf etmezsem, onları üzerimde taşımaya devam ederim; henüz onlardan kurtulmuş olmam.

 

Peki, bu yükle Rab’bin huzuruna nasıl çıkabilirim?

 

Oysa bazen küçücük bir alçakgönüllülük bile içimdeki düğümü çözmeye ve beni bu ağır yükten kurtarmaya yeter!

 

 

 

Tövbe