/ Kilise / Patriklik Genelgesi

Patriklik Genelgesi

Protokol No:119

Kutsal ve Büyük Oruç Devresi’nin Başlangıcı Münasebetiyle Patriklik Genelgesi

B A R T H O L O M EO S
Allah’ın inayetiyle
Konstantinopolis – Yeni Roma Başpiskoposu
ve Ekümenik Patrik, Kilise’nin Tüm Cemaatine,
Kurtarıcımız ve Rabbimiz İsa Mesih’ten Lütuf ve esenlik,
Bizden ise dua, takdis ve mağfiret olsun

 

Pek Muhterem Episkopos Kardeşlerimiz ve Rab’de sevgili evlatlar,

Kutsal bir heyecanla dolu olarak, Allah’ın inayetiyle bir kez daha Kutsal ve Büyük Oruç Devresi’ne; çileci mücadelenin arenasına, oruç ve tövbe zamanına, tevazu ve duaya, ruhsal uyanıklık ve sevgiye; kalplerimizin gözleri, bizleri insan soyuna Cennet’in kapılarını açan Mukaddes Paskalya’ya yönelten Rab’bin hayat veren Haçı’na çevrilmiş olarak girmekteyiz.

Önümüzde açılan bu mübarek dönem, Mesih’e göre çileciliğin hakikatini ve onun, her ifadesi ve boyutu Dirilişin ışığı ve sevinciyle aydınlanan Kilise’nin Efkaristiya ile olan ayrılmaz bağını bir kez daha kavrama fırsatı sunmaktadır. Çilecilik ruhu, Hristiyanlığa sonradan sokulmuş yabancı bir unsur değildir; Kilise dışındaki düalist ideolojilerin etkisi sonucu da ortaya çıkmamıştır. Çilecilik, Hristiyan varoluşunun bir diğer adıdır ve onu İlahi Takdire mutlak güvenle, Mesih’e adanmış bir yaşamın tükenmez manevi sevinciyle, kendini aşma ve kendini adama ile, tüm yaratılışa karşı hayırsever sevgi ve saygıyla birleştirir.

Çilecilik keyfî tercihler ve öznel özellikler meselesi değil; Kilise’nin kuralına ve “evrensel tecrübesi”ne itaat meselesidir. Bu, “ferdî” değil, “kilisevî” bir olay olarak tarif edilmiştir. Kilise’deki hayat bölünmezdir. Tövbe, dua, tevazu, bağışlama, oruç ve hayır eserleri birbirine bağlı ve iç içedir. Ortodoks geleneğinde, kendi başına bir amaç olarak riyazet yoktur; zira bu, ferdî çabanın abartılmasına ve kendini haklı çıkarma eğilimlerinin beslenmesine yol açar. Büyük Oruç Devresi, Kilise’yi İlahi lütfun armağanlarının açığa çıktığı yer ve tarz olarak tecrübe etmek için en uygun zamandır; bu daima Rabb’in Dirilişi’nin sevincinin bir ön tadı, imanımızın köşe taşı ve “içimizdeki ümidin” nur saçan ufkudur. İlâhî ilhamla Kilise, Peynir Haftası[1]’ndaki Cumartesi gününde riyazette parlayan Azizlerin ve Azizelerin mukaddes hatırasını yâd eder; zira onlar riyazet yolunun uzun seyrinde imanlıların yardımcıları ve yol arkadaşlarıdır. Ruhsal mücadele meydanında, Üçlübirlikte Tek olan Allah’nın inayeti, En Kutsal Allahdoğuran ve hepimizin Annesi’nin himayesi ve iman şehitleri ile azizlerin şefaatleri bizimledir.

Sağlıklı Hristiyan çileciliği ruh, can ve beden birliği olarak insanın tamamının Mesih’teki hayata, maddenin ve bedenin küçümsenmesi olmaksızın ve ruhsallığın Maniheist bir daraltılmasına düşmeksizin iştirakidir. Yazıldığı üzere, Hristiyan çileciliği nihayetinde “bedene karşı değil, beden için bir mücadeledir.” Gerontikon’un[2] da tasdik ettiği gibi: “Bizlere bedeni yok etmek değil, tutkuları yok etmek öğretilmiştir.”

Ne yazık ki, bazı çağdaş düşünürler Hristiyan çileliğini hayat sevincinin inkârı ve insan yaratıcılığının kısıtlanması olarak nitelemişlerdir. Bundan daha yanlış bir şey olamaz! çilecilik, sahip olma ve eşyalara bağlanma tutkusundan; özellikle de benlikten, “kendi çıkarını arama”dan ve “varlığımızı sahip olmakta temellendirme”den özgürleşme olarak, gerçek özgürlüğün kaynağı ve ifadesidir. “Bireysel hak” zindanından çıkıştan, insan kardeşine açık sözlülük ve sevgiden, içsel “iyi değişim”den ve Allah’ın emirlerini uygulamada sebatkârlıktan daha hakiki ne olabilir? Oruç, Kilise’nin riyazî ve efharistiyasal ruhunu ifade eden bütüncül bir hayat tavrı olduğunda, “ortak bir mücadele” olup ferdî bir yarış olmadığı zaman, ondan daha yaratıcı ne vardır? Tövbeden, yani hakikate yönelen hayati bir istikamet olarak içsel dönüşten, İlâhî Lütuf’un kudretini, Mesih’teki hayatın derinliğini ve ebedî hayat ümidini yeniden keşfetmekten daha varoluşsal olarak sarsıcı ne olabilir? Dikkat çekicidir ki, Kutsal ve Büyük Oruç Devresi’nin ilk Hristiyanlık dönemindeki, Kutsal Diriliş Liturjisi’nde Kutsal Vaftiz’e hazırlık dönemi karakteri, “tövbe ahlâkı” ile yer değiştirdiğinde dahi, bu devrenin “ikinci bir vaftiz” olarak yaşanması devam etmiştir. Bu sebeple oruç ve tövbe dönemi kasvetli değildir. İlâhilerimiz “orucun baharı”ndan söz eder; Teoloji ise Büyük Oruç Devresi’ni “ruhsal bir ilkbahar” ve “sevinç ve ışık dönemi” olarak adlandırır. Bütün bunlar, çağımızın antropolojik karmaşası ve kültürel kökenli yeni yabancılaşmaları karşısında özel bir güncellik ve değer kazanmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Rab’bin hâkimiyeti altındaki her yerde bulunan Mesih’in Kutsal ve Büyük Kilisesi’nin evlatlarına hatırlatırız ki, 626 yılından bu yana 1400. yılın tamamlanması münasebetiyle tertip edilen kutlamalar, Akathistos İlahisi gününde doruğa ulaşacaktır. O yıl, Konstantinopolis’in tehlikeli bir kuşatmadan kurtuluşu için Allahdoğuran’a şükran ifadesi olarak, Vlaherna Kutsal Kilisesi’nde Akathistos İlahisi ayakta okunmuştur. Hepinize, riyazet ve sabırla, şükran ve hamd ile kolaylıkla tamamlanacak bir oruç dönemi dileriz.

Sevgi içinde hakikati yaşayarak ve Rab’de takdis olunarak, O’nun nur saçan Dirilişi’nin doluluğuna erişelim.

Kutsal ve Büyük Oruç Dönemi, 2026.

Rab huzurunda hepinizin hararetli duacısı

†Konstantinopolis Başpiskoposu Bartholomeos

 

 

Peynir Pazarı Kiliselerimizde Incil okumasından hemen sonra okunsun.

 

[1] Peynir Haftası: Ortodoks Kilisesi’nde Büyük Oruç’tan hemen önceki, etin yenmediği ancak süt ve süt ürünlerinin tüketilebildiği son haftadır.

[2] Aziz Pederlerin vaaazları, öğretileri bulunan kitap(lar).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Patriklik Genelgesi