/ Manevi yaşam / Günah İtirafı Sakramenti’nin gerekliliği

Günah İtirafı Sakramenti’nin gerekliliği

Günah İtirafı Sakramenti’nin gerekliliği

Kilisenin Sakrament adı verilen yedi sırrı vardır. Sır olarak adlandırılmalarının sebebi, Kutsal Ruh’un, bu sırların her biriyle özel ve ikame edilemez bir enerji vermesidir. Yedi kutsal Sakramentten sadece dördü Mesih yolundaki kurtuluşumuz için mecburidir. Vaftiz,  Krizmasyon (güçlendirme sırrı), Efkaristiya  Ayini ve Tövbe etme yani  günahlarımızı itiraf etme sakramenti.  İsteğe bağlı olan geri kalan üçü, Evlilik, Hastalara Kutsal yağ sürme ve Ruhbanlığa atanmadır.

 

Vaftiz yolu ile kilisenin uzuvları oluruz. Eski günahkar insan, vaftiz havuzunun içine üç kere tamamen  daldırılır  ve  yeni bir insan olarak, Mesih’in insanı olarak, Kutsal Üçleme adına, üç kere su yüzüne çıkar. Bu yeni insan, tüm günahlarından arınmıştır. Vaftiz gününde vücudumuz, Rab’bin merhametini sembolize eden  yağ ile mesh edilir. Bu yağ günlerce üstümüzde kalır. Keşke aynı şekilde Rab’bin merhameti de bütün hayatımız boyunca üstümüzde kalsa! Aynı zamanda Krizmasyon Sakramenti de icra edilir, bu şekilde Mesih yolunda henüz doğmuş insan, Kutsal Ruh’un lütfunu da alır.

 

Ama maalesef insan tabiatı hala güçsüz ve günaha meyilli  olmaya devam ettiği için, günaha boyun eğmeye devam eder ve Vaftiz ile gelen manevi temizlik ve saflığı kaybeder.

 

Günahlar, bizi Rab’den uzaklaştırır ve O’nunla aramızda engel olarak birikir. Öyleyse O’na geri dönmek istiyorsak, engellerin (günahların) kaldırılması gerekir. Günahları itiraf etme Sakramenti işte bunu gerçekleştirir.

 

Peki günah nedir? İman edenlerin işini kolaylaştırmak için bazı listeler ortaya atılsa da, Ortodoks Kilisesi’nde günah kavramı, çeşitli eylemlerden oluşan bir liste değildir. Tanrı’nın suretinde yaratıldık dolayısıyla amacımız, Tanrı ile birleşerek ona benzemektir. Bu birleşmenin, Rab’bin Getsemane bahçesindeki duasında  açıklandığını söyleyebiliriz: “Kendileriyle birlikte olduğum sürece, bana verdiğin kendi adınla onları esirgeyip korudum. Kutsal Yazı yerine gelsin diye, mahva giden adamdan başka içlerinden hiçbiri mahvolmadı” (Yuhanna 17,12) ve «Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin” (Yuhanna 17,21).

 

Yeryüzündeki bütün ömrümüz bu hedefe giden bir yoldur. Tanrı-baba ile birleşmeyi arzuladığımıza göre, günah, O’nu üzen, iradesine karşı olan ve bizi O’ndan uzaklaştıran her şeydir diyebiliriz.  Bu tanıma göre anlıyoruz ki günah, sadece yaptığımız ve düşündüğümüz kötü şeyler değil, aynı zamanda yapabileceğimiz halde yapmadığımız iyi şeylerdir, çünkü bu da bizi Tanrı’dan uzaklaştırır.

 

Öyleyse günahlarımın farkında olmamın, suçluluk duyguları ile ilgisi yoktur, günahların itiraf edilmesi yenilgiyi baştan kabul etmek değildir, insanı  kişi olarak küçültmez, çünkü insanın hedefi çok yüksektir: Tanrı’ya benzemek, Tanrı’yla birleşmek.

 

Yuhanna birinci mektubunda bu ilişkiyi açık bir şekilde anlatıyor: “Mesih’ten işitmiş olduğumuz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır ve O’nda hiç karanlık yoktur. Eğer O’nunla paydaşlığımız var der ve karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş ve gerçeğe uymamış oluruz. Ama kendisi ışıkta olduğu gibi, biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve O’nun Oğlu İsa’nın kanı bizi her günahtan arındırır. Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız ve içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı, günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. Günah işlemedik dersek, O’nu yalancı durumuna düşürmüş oluruz ve O’nun sözü içimizde olamaz” ( 1. Yuhanna 1,5-10).

 

Yani Yuhanna’nın da dediği gibi Rab, itiraf ettiğimiz her günahı arşivlemeye değil, ortadan kaldırmaya hazırdır.

 

İşte bu yüzden tövbe etme, Mesih’e giden yolda vazgeçilmez bir bileşendir. Vaftizci Yahya’nın vaazı “tövbe edin” idi.  İsa Mesih’in de ilk vaazı “tövbe edin” idi. Nitekim tövbe, hayatımızda tek bir “an” değil, o andan itibaren sürekli  düşme ve bunu telafi etme süreciyle, Vaftizimizin temizliğine ve saflığına geri dönme gayretiyle geçecek olan bütün hayatımızdır. (Yunancada Metania kelimesi Meta=sonra ve Nus=akıl, zihin, düşünce kelimelerinden gelir. Yani aklımızın ileri, öteye gitmesi, düşünce tarzımızın değişmesi demektir.)

 

Peki günah çıkarma ya da Yuhanna’nın dediği gibi “günah itirafında bulunma”, neden bir ikonanın önünde ya da bir arkadaşa değil de bir ruhaniye yapılmalıdır?

 

Bunu açıklamak için önce Ortodoks kilisesinde kastedildiği anlamıyla “ruhbanlık” ile ilgili bazı açıklamalar yapmamız gerekir. Tek ve yegane Baş Kahinimiz, İsa Mesih’in kendisidir (İbraniler 7. Bölüm). Mesih tek aracıdır ve O’nun aracılığıyla Tanrı ile uzlaşma elde edilir. (1.Timoteyus 2:5-6)  Çünkü tek bir Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir Aracı vardır. Bu da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilmiş olan tanıklık budur”. Ruhanilerimizin kendi bağımsız ruhbanlıkları yoktur, İsa Mesih’in yegane ruhbanlığına iştirak ederler. Aynı şekilde Kilisede icra edilen Efkaristiya Ayini de bir canlandırma değil, Rab’bin çarmıha gerildiği Golgota tepesindeki kurban edilişine iştirak etmektir. Yani Büyük Baş Kahinden bu nimeti alan ruhbanlar, sadece onlar Kutsal Ayinleri icra edebilirler.

 

Rab Dirilişi’nden sonra ilk kez öğrencilerine göründüğünde, onların üzerine üfledi ve dedi ki: «Size esenlik olsun! Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum. Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır. (Yuhanna 20: 21-22). Rab bu görevi ve bu yetkiyi sadece öğrencilerine verdi, herkese değil. Devamında bu lütuf Elçilerden, Episkoposlara onlardan da imanlılar topluluğunun Yaşlılarına (Presviteri yani Rahiplere-papazlara) aktarılır.

 

Bu “zincirin” kırılmasının ne kadar yıkıcı olacağını anlamak zor değil. Makamından ve görevinden uzaklaştırılan herkes, Sakramentlere paydaşlık hakkını ve dahası Kutsal Ruh’u başkalarına aktarma hakkını da kaybeder; bu nedenle Kilise Topluluğunda herhangi bir Sakrament icra edemez. Kişi, İncil’in sözlerini çarpıttığında makamından ve görevinden uzaklaştırılır. Bu sebeple Ortodoks Kilisesi, başka mezheplerin din adamlarının, ve genel olarak elçiliği nesilden nesile aktarma geleneğini “kaybetmiş” din adamlarının  icra ettiği Sakramentleri kabul edemez.

 

Tüm bu sebeplerden ötürü, Sakramentler, herhangi biri tarafından değil,  Ortodoks kilisesi içinde, daha üst makamdaki din adamları (episkoposlar) tarafından görevlendirilmiş, Ruhbanlığa atanmış din adamları tarafınca icra edilir. (not: daha önce açıkladığımız gibi bu yetki Mesih’ten Elçilere, Elçilerden ise Episkoposlara verilmiştir) Günahları itiraf etme Sakramenti de öyle. Arkadaşımız ne kadar iyi biri olursa olsun, kendisiyle paylaştığımız günahları bağışlayamaz. İkona karşısında günahlarını itiraf etmeye gelince, ikona çok önemli bir ibadet nesnesidir ama günahlarımızı bağışlayacak ya da bize ruhani nasihatler verecek  “sihirli” bir nesne değildir.

 

Günahlarımızı bir ruhaniye itiraf etmek elzemdir, çünkü bir yandan tövbe etmemizin ve alçakgönüllülüğümüzün sınanmasıdır, bir yandan da papazın bize verebileceği nasihatler, daha sonraki manevi yolumuzda yürümemize yardımcı olacak değerli değneklere dönüşür. Kaldı ki o anda karşımızda, papaza dini görevleri yerine getirme yetkisi veren İsa Mesih’in kendisi vardır, papaz değil. Papaz, sadece günahlarını itiraf edeni değil, onun hastalanmış ruhunun semptomlarını da “dinler” yani hisseder. O’nun talimatlarıyla, başarmamız zaman alsa da, derinlerde köklenmiş insani tutkuları söküp atabiliriz. Yeter ki, bir doktorun tavsiyelerine uyduğumuz gibi, rahibin de tavsiyelerine uymaya gayret edelim. Keşke günahlarımızı itiraf ederek bir kerede günah sorununu çözebilseydik ama güçsüz olan insan tabiatımız buna izin vermez. Tanrı’nın bize verdiği bu değerli armağandan sık sık yararlanmamız  gerekir: bağışlanma lütfu.

 

Emin olalım ki günahlarımızı itiraf etme sakramenti  ihlal edilemez bir şekilde gizlilik koşullarıyla kuşatılmıştır. Papazın, günah itirafı teşkil eden herhangi bir şeyi açıklama hakkı yoktur. Hatta Yunanistan ve başka bazı ülkelerde, devletin adalet sisteminin bile papazdan böyle bir şey talep etmeye hakkı yoktur. Kilisemizin kutsal kanunlarına göre, günah itirafının içeriğini ifşa eden papazın görevine son verilir.

 

İnancımıza göre, biz Rab’den bağışlanmasını talep etmediğimiz sürece, günahlarımız bağışlanmaz. Rab günahlarımızı bağışlamayı çok istiyor, günahlarımızı bağışlamak için “yanıp tutuşuyor”, bu nedenle insan oldu, çile çekti, çarmıha gerildi ve dirildi. Bunu kişisel bir ihtiyacını karşılamak için yapmadı, Kendi yarattığına, yani insana duyduğu ateşli sevgiden yaptı. Ama Rab naziktir. Biz ondan talep etmedikçe o hiçbir şey yapmaz. Rab insana seçim yapma özgürlüğü verdi ve bu özgürlüğe sonuna kadar saygı duymaya kararlı. İnsan O’nu reddetmeyi seçse bile.

 

Bu özgürlük çerçevesinde Rab’den talep etmeliyiz ki alabilelim. O’na kapıları açalım ki ruhumuzun içine girsin ve ruhumuzdaki değişimleri yapsın. (Matta 7,7) “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır.”  O’ndan talebimiz  belirsiz bir arzu değildir, kelimelerle de ifade edilmez. Varlığımızın kendisiyle ifade edilir. Bizler, aldığımız kararlar, yaptığımız seçimlerizdir.

 

Bu durumda, papaza günahlarımızı itiraf ederek gösterdiğimiz alçakgönüllülük, Rab’be, günahlarımızdan gerçekten kurtulmak istediğimizi ve tövbe etmenin kendi seçimimiz olduğunu gösterir.

 

Aslında Rab, kendi kanıyla çarmıhın üstünde bedelini zaten ödemiş olduğu günahlarımızı bağışlamak için, bizim kararımızı, bizim “emrimizi” bekler.

 

Bu metnin oluşturulmasında, Rahip  Antonios Alevizopulos’un kitapları kullanılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Günah İtirafı Sakramenti’nin gerekliliği