Yaşamak için öldüm
(Galatyalılar 2:16-20)
- YASAYI NEDEN TERK ETTİM?
Bugünkü Pavlus’un mektubundan alintilanan okumada Havari, insanın Eski Ahit Yasası’nın yalnızca şeklî hükümlerini yerine getirmekle neden kurtulamayacağını açıklamakta ve kendisinin bu Yasayı neden terk ettiğini izah etmektedir.
Elbette, bu ifadeleri dinlediğimizde, o dönemde bir Yahudi için, hele Pavlus gibi büyük bir Yasa öğretmeni için Yasayı terk etmenin ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamayabiliriz. Bu, akıl almaz, hatta mantıksız görünen bir davranıştı. Böyle bir eğitim almış, yetenekli, faal ve önünde büyük bir gelecek bulunan genç bir insanın bütün bunları geride bıraktığını ve Yasanın yetersizliğini cesaretle ilan ettiğini düşünebilir miyiz? Bütün bunlardan vazgeçmek gerçekten de bir tür ölüm demekti. Ancak Havari Pavlus, dünyanın kınamalarını önemsemedi, bunun kendisi açısından doğuracağı kişisel sonuçları umursamadı ve bu adımı attı.
Artık açıkça şunu ilan ediyordu: Hiç kimse, Musa Yasası’nın şeklî hükümlerini yerine getirmekle kurtulamaz. İnsan ancak İsa Mesih’e iman ederek kurtulur.
O dönemde birçok Yahudi, Yasayı terk edenlerin günahkâr olduklarını ileri sürüyordu. Bu nedenle Havari Pavlus kendisini şöyle savunur: Yasayı terk etmiş olan bizler günahkâr değiliz; çünkü bizi bu davranışa yönelten Mesih’tir. Öyleyse Mesih günahın hizmetkârı olabilir mi?
Son olarak kutsal Havari bir başka delil daha ortaya koyar: Yasa, onu çiğneyen herkesi ölümle cezalandırır. Öyleyse ben de Yasayı terk ettiğim için ölüme mahkûm edilmiş bulunuyorum. Mademki ben ölmüş durumdayım, artık Yasanın benim üzerimde hiçbir hükmü kalmamıştır. Mesih için yaşamak üzere Yasaya karşı öldüm.
Havari’nin dile getirdiği bütün bu yüce ve kutsal sözleri dinlerken, biz de kendimize basit bir soru soralım: Mesih’in adıyla vaftiz edilmiş ve kutsal vaftiz havuzunda günaha karşı ölmüş olan bizler, Havari Pavlus gibi her gün kendimizi dünyaya ve günaha karşı öldürmeye istekli miyiz? Mesih’le ve Mesih için yaşayabilmek uğruna dünyaya ait olan her şeyi küçümseyip geride bırakacak güce sahip miyiz?
- MESİH’TE YAŞAM
Havari Pavlus, ölüm aşamasında kalmaz. Aksine, artık yeni bir yaşam sürdüğünü söyler. Bu yaşam, o zamana kadar sürdürdüğü doğal yaşamdan kıyaslanamayacak ölçüde üstündür. Çünkü artık yaşayan kendisi, yani eski insan değildir; Mesih onun içinde yaşamaktadır.
Elbette Pavlus’un ve yeniden doğmuş her imanlının bu yeni yaşamını tarif etmek son derece zordur. Çünkü bu yaşam, kavranması güç ve doğaüstü bir yaşamdır. Bu, yalnızca insanların çoğunun yaşadığı hayattan daha iyi bir yaşam değildir; gerçek anlamda yaşamın kendisidir. İman, kutsallık ve Allah’a bütünüyle adanmışlık yaşamıdır.
Bu yeni yaşamı sürdüren insan, ilahî lütfun kendisinde etkin olabilmesi için her gün içindeki günahı öldürmeye gayret eder. Mesih’in iradesinin kendi yaşamını yönetmesine imkân vermek için kendi iradesini öldürür.
Böylece artık Mesih’in kendisi onun yüreğinde ikamet eder. Mesih, insanın ruhuna hâkim olur ve onu kendi ilahî iradesine yöneltir. Artık insan kendi başına hareket etmez; Mesih onun içinde etkin olur. Her şeyi Mesih yapar: Konuşan Mesih’tir; işiten, seven, hükmeden ve egemen olan Mesih’tir.
- BENİ NE KADAR SEVDİ!
Peki, Pavlus’u böylesine büyük bir değişime yönelten, harekete geçiren güç neydi? Havari’nin kendisi bize cevap verir: İsa Mesih’e olan iman. Pavlus, Mesih’in kendisini şahsen sevdiğini ve onun kurtuluşu için kendisini ölüme teslim ettiğini söyler.
Ancak burada şu soru ortaya çıkar: Mesih yalnızca Pavlus’u mu sevdi? Yalnızca onun uğruna mı çarmıha gerildi ve öldü?
Mesih bütün insanları sevdi ve bütün insanlar için kendisini feda etti. Ancak Havari Pavlus, Mesih’in bizi hangi kötülüklerden kurtardığını ve bize hangi iyilikleri bağışladığını kavradığı için Mesih’in sevgisiyle öylesine tutuştu ki, Aziz Pederlerin de ifade ettiği gibi, «ortak olanı kendisine ait kıldı». Başka bir deyişle, Mesih’in bütün insanlığı kuşatan sevgisini şahsen kendisine yönelmiş gibi hissetti; sanki Mesih yalnızca Pavlus’u sevmiş ve yalnızca onun uğruna ölmüş gibi.
Öyleyse biz de elimizden geldiğince Mesih’in her birimize duyduğu bu kişisel sevgiyi hissetmeye çalışalım. Mesih’in her birimizi, sanki sevgisinin yegâne muhatabı bizmişiz gibi sevdiğini kavrayalım. O, her birimiz için şahsen çarmıha gerildi. Bizi en büyük felaketten, yani günahtan, bozulup çürümekten ve ölümden kurtardı.
Eğer bunu gerçekten yüreğimizde hissedebilirsek, ruhumuz Kurtarıcımıza karşı şükranla dolacaktır ve bizim yaşamımız da değişecektir. O zaman biz de Mesih’teki yeni yaşamın gizemini yaşayabilecek ve şu sözleri söyleyebileceğiz:
«Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor.»


