/ Kilise / Mesih Kimdir? (4)

Mesih Kimdir? (4)

C.Mesih’in öğretisi

Mesih soyut kavramlar ve gerçekleştirilmesi imkânsız idealler öğretmedi. Aksine, önce Kendisinin mükemmel derecede uyguladığı ilâhî gerçekleri ve eşsiz erdemleri öğretti.

Sadece eğitimli, filozof veya entelektüel birkaç kişi için değil, herkes için bir öğreti sundu. Günahkârları, haydutları, fahişeleri ve vergi görevlilerini bile erdemin doruklarına çağırdı.

  1. Öyleyse Mesih ne öğretti?

Allah’ın intikamcı olmadığını

aksine sevgi ve bağışlama Allahı olduğunu

yarattığı varlık için ölen Allah olduğunu

Sonsuz Allah’ın sevgi Allahı olduğunu, kâinatın ve yaratılışın kişisel, şefkatli Hâkimi olduğunu öğretti. Sonsuz sevgisi içinde her insanla ilgilendiğini, her bir evladı için kendisini feda ettiğini, bizim için her şeyi yaptığını öğretti.

İlâhî yüceliğini bırakıp insan oldu; aramızda yaşadı ve bize kim olduğunu, bizi ne kadar çok sevdiğini açıkladı.

Bu nedenle çarmıha gerildi ve bizim için kendisini feda etti; Âdem’in günahıyla kapanmış olan kapıları açmak ve bizi Cennet’e götürmek üzere Hades’e (ӧlüler diyarına) indi.

İsa Mesih ayrıca bütün insanların birbirleriyle eşit olduğunu öğretti.

Her insanın, Allah’ın yaratığı ve O’nun sureti olduğu için ölçülemeyecek kadar büyük bir değere sahip olduğunu öğretti.

Her insanın Allah’ın sevgili evladı olduğunu ve Allah’a benzemek üzere yaratıldığını öğretti.

Erkekler ve kadınlar, köleler ve özgürler, zenginler ve fakirler, yöneticiler ve halk arasında değer bakımından hiçbir ayrım bulunmadığını da ilan etti. Bütün halkların aynı değere ve aynı konuma sahip olduğunu öğretti.

İsa Mesih en büyük erdemlerin sevgi ve bağışlama olduğunu öğretti.

O zamana kadar bazı dinler intikama izin veriyor, bazıları başkalarının sorunlarına karşı kayıtsız kalmayı öğretiyor, bazıları ise insanlardan yalnızca akrabalarına veya kendi soylarından ve milletlerinden olan kişilere yardım etmelerini istiyordu.

İlk kez Mesih, her insanın bizim kardeşimiz olduğunu ve onu kendimizi sevdiğimiz gibi sevmemiz gerektiğini ilan etti.

Dahası, düşmanlarımızı bile sevmemizi, onları bağışlamamızı, onlara iyilik etmemizi ve onlar için dua etmemizi öğretti. Ve bunu Kendisinin bizim hayatımız uğruna ölmesiyle bizzat uyguladı.

İsa Mesih ayrıca o zamana kadar bilinmeyen mükemmel erdemleri öğretti.

Alçakgönüllülükten ve fedakârlıktan söz etti. Yumuşak huyluluktan, özveriden, sabırdan ve kötülüğe karşı kin beslememekten söz etti.

İnsanları yalnızca tutkularını değil, düşüncelerini, eğilimlerini ve niyetlerini de denetlemeye çağırdı. Yalnızca dışsal erdeme ve temizliğe değil, kalpte ve zihinde içsel saflığa sahip olmalarını istedi.

Son olarak Mesih dünyevî bir sosyo-politik sistem kurmadı. Dünyanın siyasî sistemlerle değil, ancak insanların değişmesi ve O’nun kutsal buyruklarını uygulayarak ruhsal olarak yeniden doğmalarıyla değişeceğini ilan etti.

İsa Mesih’in öğretisi dünyadaki en yüce öğretidir.

Bugün, Mesih’in tarihî varlığının üzerinden 2000 yıl geçtikten sonra felsefî, dinî, ideolojik veya başka sistemlerin içinde araştırma yaptığımızda, İsa Mesih’in öğretisinde yer almayan hiçbir değerli fikir bulunmadığını göreceğiz.

En büyük değerlerin ve erdemlerin, Rab İsa’nın öğretisinden başka hiçbir yerde bulunamayacağına ikna olacağız.

Çünkü İsa Mesih’in öğretisi, dünyadaki bütün öğretilerden daha mükemmeldir. O’nun öğretisinin “suyundan içen” kişi “bir daha asla susamayacaktır”. O’nun kutsal buyruklarını uygulayan kişi ise “ölümü asla tatmayacaktır”.

Rab’bin sözlerini iyi niyetle dinleyen ve inceleyen bir insanın hayatının değişmemesi mümkün değildir. O’nun öğretisi susuzluğu gideren, dinlendiren, yeniden doğuran ve dönüştüren tükenmez bir kaynaktır.

Bize yeni bir hayatın ufuklarını açar. Bizi kutsallaştırır ve “lütuf sayesinde tanrılar” hâline getirir.

İşte bu nedenle bütün büyük din araştırmacıları, Mesih’in öğrettiğinden daha üstün bir öğretinin bulunmadığını itiraf etmek zorunda kalırlar. Tarih boyunca bunu ateistler, Allah karşıtları, başka inançlara mensup olanlar ve hatta Mesih’in düşmanları bile kabul etmişlerdir.

  1. Mesih nasıl öğretiyordu?

Rab vaaz verdiği zaman, sayısız kalabalık O’nun şaşırtıcı öğretisini dinlemek için çevresinde toplanıyordu.

Halk O’nun öğretisini dinlerken O’nun ağzından çıkan sözlere asılıp kalıyordu” (Luka 19:48).

Yahudiler hayret ediyor ve şöyle diyorlardı: Bu adam herhangi bir haham okulunda öğrenim görmediği hâlde nasıl böyle bilgili olabilir?” (Yu. 7:15).

Rab ise onlara şöyle cevap veriyordu:

Benim öğretim benim kendi icadım değildir; beni dünyaya gönderen Allah’ın öğretisidir ve ben bunu insanlara açıklamak için geldim.

Ve “kalabalıklar O’nun öğretisi karşısında hayrete düşüyor ve şaşkınlık içinde kalıyordu.” (Matta 7:28)

Binlerce erkek ve kadın O’nu arıyordu. Yalnızca Kudüs’teki Mabed’de veya büyük ve kalabalık şehirlerde değil; ıssız yerlerde ve deniz kıyılarında, dağlarda ve ovalarda, köylerde ve havralarda da O’nu arıyorlardı.

O ise onlara saatlerce, uzun uzun öğretiyordu.

Bütün bu insanlar nasıl yorulmuyordu? Neden O’nun yanından ayrılmıyorlardı? Hele çölde, binlerce insan sabahın erken saatlerinden neredeyse gün batımına kadar O’nu dinlerken, nasıl olur da hiçbiri “artık gidelim” demiyordu?

Aç ve susuz oldukları hâlde Allah’ın sözünü daha çok acıkıyor ve sonsuz hayatın pınarlarından kana kana içmeye daha çok susuyorlardı.

Rab, sözleriyle kalabalıkları, küçükleri ve büyükleri, erkekleri ve kadınları, eğitimlileri ve eğitimsizleri ne kadar da büyülüyordu!

Bu kadar farklı dinleyici topluluklarını nasıl hayrete düşürebiliyordu?

Cevap açıktır.

Aradaki fark eşsizdi.

Rab diğer din önderleri gibi, filozoflar, yasa öğretmenleri veya diğer hahamlar gibi konuşmuyordu. Peygamberler gibi bile konuşmuyordu.

Çünkü Rab, dünyanın diğer öğretmenlerinden farklı sıradan bir öğretmen değildi. Bütün diğerlerinden kıyas kabul etmeyecek derecede üstün olan ve bugün de üstünlüğünü sürdüren O’dur.

O, bizzat her şeyi bilen Allah’tı ve sözleri O’nun eşsiz bilgeliğini ortaya koyuyordu.

İlâhî bir yetkiyle, kudret ve otoriteyle konuşuyordu.

Bu nedenle bir gün şöyle ilan etti:

Gök ve yer ortadan kalkacak, fakat benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.

Havari Petrus’un Rab’be şöyle dediğinde anlamaya başladığı gerçek tam da buydu:

Rab, kime gidelim? Ebedî hayatın sözleri Sendedir.

Üstelik Rab insanları kendisine hayran bırakan, ikna eden ve onları bütünüyle kendisine bağlayan eşsiz bir güzellikle öğretiyordu.

Kalabalıkları derinden etkiliyor, ruhlarının derinliklerine hitap ediyordu. Kalplerini ısıtıyor, onlara büyük ve kahramanca kararlar alma ilhamı veriyordu.

Her susamış insanın susuzluğunu gideriyor, sonsuz hayatın sözleriyle her aç insanı doyuruyor, sıkıntı ve acı içinde bulunan insanların yüreğine sevinç aktarıyordu.

Ruhlara huzur veriyor ve onları ilâhî bir bütünlük ve esenlikle dolduruyordu.

 

 

Mesih Kimdir? (4)