“Bana dokunma”
Rab’bin Mecdelli Meryem’e hitaben söylediği sözleri (Yuhanna 20:17) kişiler ve durumlar olarak çevreleyen sahneler, bizi Mesih ile olan daha derin ilişkimizi ifade eden zengin ruhsal tecrübelere yöneltmektedir. Bu tecrübeler, içsel ruhani ve mistik yaşamın yanı sıra daha derin bir ibadet ahlâkına da işaret eder.
Mecdelli Meryem, söz konusu zaman ve mekân kesitinde, ruhsal düzeyde “kiliseleşmiş” her insanın bir sembolü olarak görülebilir. Kilise içinde Rab ile çok sayıda, samimi ve “verimli” ilişkilere sahip olma nimetine erişmiş olan bu insan, ancak O’nunla olan ilişkisi sürecinde bir noktada “teması” (Mesih’in çarmıha gerilmesi ve gömülmesi) ve dinî “alışverişi” kaybeder ve artık hiçbir şey kazanmadığını fark eder. Bu durumda umut ile umutsuzluk arasında bocalar; aynı zamanda artık görünmeyen şahsına yönelik ibadet ve bağlılık duyguları bir bakıma “kilitlenmiş” olarak kalır.
Yine de “Kilise’ye gitmeye” devam eder; tıpkı Mecdelli Meryem’in artık “boş” olan mezarın başında kalmaya devam etmesi gibi. Mesih ile yeniden canlanmış, verimli bir ilişki kurma arzusuyla ilahî sözün vaazlarını dinler, azizlerle ve müminlerle bir arada bulunur; tıpkı Mecdelli Meryem’in boş mezarın yanında meleklerle karşılaşması gibi. Böyle bir çaba sayesinde, “kaybedilmiş ilişki” için duyduğu yasını yaşayabilir ve bunu ifade edebilir (“Ey kadın, neden ağlıyorsun? Kimi arıyorsun?” – “Rabbimi mezardan almışlar ve onu nereye koyduklarını bilmiyorum”).
Tam da cehaletin yasının tutulduğu ve arzulananın kaybı karşısındaki acının büyüdüğü bu anda, İsa Mesih, doğrudan fakat maddi olmayan bir yöntemle insanla diyalojik bir ilişki kurmanın mümkün olduğuna hükmeder. Ancak ona, geçmişte olduğu gibi “teması” yeniden kurma imkânını vermez (“Bana dokunma”); bunun yerine onu, Diriliş gerçeğini diğerleriyle—korku ve tereddüt içinde olan öğrencileriyle—paylaşmaya yöneltir. Aynı zamanda onun, Kutsal Ruh’un inişiyle birlikte “Pentekost Üst Odası”nda yeni, daha ruhani bir düzeye yükselmesini bekler. Orada “Tanrı ruhtur ve O’na tapınanların ruh ve hakikat içinde tapınmaları gerekir” sözünün anlamını kavrayacaktır.
Artık o zaman, “Kendisini inkâr etsin ve çarmıhını yüklensin” sözünü anlayabilecek ve bunu yaşamayı arzulayabilecektir. Kendi varlığını Mesih’in varlığına katmak üzere iş birliği yapabilecek; çıkarcı dinî alışverişi değil, Mesih’e benzerliği arzulayacaktır.
Bütün bu ruhsal “olgunlaşma” aşamalarından, ruhsal ilerlemeye doymayan her imanlı, bunları başarıyla ve varoluşsal bir sahicilikle geçmekle yükümlüdür.
Peder Andonios Romeos
Çeviren: r. Nektarios


