/ Azizlerimizin hayat hikayeleri / Aziz İosif’in Hayatı ve Mucizeleri

Aziz İosif’in Hayatı ve Mucizeleri

Epifani’den sonraki Pazar anısı

  1. Kapadokya’nın Evladı

AZİZ İOSİF, 1820-1830 yılları arasında doğmuştur. Memleketi, Kapadokya’nın Kayseri şehrinin Germir köyüdür ve adı İosif Kioseirkoglou (Yusuf Köseoğlu)’dur.

Uzun boylu, zayıf, solgun benizli, çok yakışıklı ve melek yüzlü bir görünüşe sahipti. Ayinlerde buhurdanlık kullandığı zamanlarda, cübbeye benzeyen uzun bir giysi ve üzerine küçük bir yelek giyme alışkanlığı vardı.

Aziz İosif bir hakikat yolcusu, bir hacıydı; dua ehli bir insandı ve her gittiği yerde Allah’ın sözünü yayardı.

Yolculuklarından birinde, yaklaşık otuz yaşlarındayken aniden vefat etti. Defnedilmesinden sonra başka inanç topluluklarından kimseler, mezarının üzerinde defalarca ışık görüldüğü için Hristiyanların naaşını çalmasını engellemek amacıyla mezara bir bekçi diktiler.

Aziz İosif’in akrabaları, onun bir “Aziz” olduğunu anladılar. Bu nedenle, bir süre sonra kutsanmış tüccarın aziz naaşını (emanetlerini) alıp ona tazim göstermeye ve onu bir bereket olarak saklamaya karar verdiler.

Naaşın mezardan çıkarılması ve taşınması bir gece mucizevi bir şekilde gerçekleşti: Bekçi uyurken mezarı dikkatlice kazdılar. O anda kutsal kemikler hafif bir sesle bir araya toplandı; öyle ki sadece iki kürek darbesiyle kolayca toplayıp oradan uzaklaştılar.

Azizin inayeti onlara yardım etti ve bu arada durumu fark eden bekçi tarafından kovalanmalarına rağmen, akrabalar bu paha biçilemez hazineyle birlikte zarar görmeden kaçmayı başardılar.

Kayseri’ye dönerken aç ve bitkin bir halde yol kenarında uyuyakaldılar ve şöyle dediler: “Eğer gerçekten bir Aziz isen, bize bir işaret göster!..”

Aniden, orada bulunan beş akraba, yüzlerine aldıkları hafif bir tokat darbesiyle uyandılar! Ve tam önlerinde beş tane taze somun ekmek duruyordu!..

Aziz İosif’in kutsal naaşı yakınları arasında paylaştırıldı. Bu büyük lütuf için Allah’a şükrederek ona hürmet ettiler.

  1. Görünmeler ve Mucizeler

Aziz’in akrabalarından olan ve evinde bu değerli hazineyi (kutsal naaşı) saklayan bir kadın, pek çok kez mucizevi olaylara şahit olmuştur.

Kadın, dışarıdaki bir işinden evine döndüğünde, içeri girmek için kapıyı açmaya çalışırken tuhaf bir şekilde başaramaz; o sırada içeriden, tıpkı Kutsal Liturji (ayin) sırasında olduğu gibi bir buhurdanlık sesi duymuş!..

Nihayet içeri girdiğinde, kutsal emanetlerin saklandığı oda ilahi bir güzel kokuyla doluymuş!..

Aziz, hem bu akrabasına hem de diğer dindar ziyaretçilere gözle görülür bir şekilde görünürmüş. Bir keresinde, akrabası evine girer girmez karşısında genç bir adam bulmuş. Genç adam ona şöyle demiş:

“Korkma!… Ben senin evinin aziziyim!… Sana şunu söylemeye geldim; filan komşu kadın bana bir kap yağ getireceğine soz verdi ama adağını getirmedi…”

Bu sözlerden hemen sonra genç adam gözden kaybolmuş… Akrabası durumu komşuya haber verdiğinde, kadın sarsılarak gerçekten de böyle bir adakta bulunduğunu itiraf etmiş.

Görünmelerinin yanı sıra Aziz, eve gelip inançla kutsal emanetlerini öpen pek çok dindar kişinin hastalıklarını da iyileştiriyormuş.

Bu akrabanın ölümünden sonra, paha biçilemez hazine kızına miras kalmıştır. Bir keresinde kızın eltisi, Aziz’in naaşından bir parmak kemiğini gizlice almıştır.

Hemen ardından kadının ellerinde yaralar (çıbanlar) çıkmaya başlamış… Doktorlar ona yardım etmek için hiçbir şey yapamamışlar. O sırada, bu kutsala saygısızlık yapan hasta kadın rüyasında azizi görmüş; Aziz ona parmağı geri iade etmesini söylemiş… Parmağı geri verdiği anda kadın tamamen iyileşmiş.

Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki; Kapadokya’yı vuran büyük bir salgın hastalık sırasında, Aziz’in kutsal emanetleriyle takdis edilmiş suyu kullanan, aralarında başka din mensuplarının da bulunduğu pek çok kişi şifa bulmuştur.

  1. İstanbul – Atina

1922 yılındaki Küçük Asya felaketinden sonra, Aziz İosif’in bu akrabası İstanbul’a yerleşmiş. Miras aldığı bu değerli hazineyi orada muhafaza etmeye ve ona hürmet etmeye devam etmiş. Onun vefatından sonra ise emanetler dindar kızına geçmiştir.

Bir keresinde, evin ikon köşesinde yangın çıkmış ve tüm ikonlar yanmış… Yangın tehditkar bir şekilde ilerlerken, tam kutsal emanetlerin bulunduğu ahşap kutuya ulaştığı anda, mucizevi bir şekilde kendi kendine sönüvermiş!..

Başka bir zaman, eve hırsızlar girmiş. Değerli eşyalar bulmak için her yeri altüst etmelerine rağmen, garip bir şekilde masanın üzerinde açıkça duran altınları görmemişler!.. Bu olay, Aziz İosif’in evi koruması olarak kabul edilmiş.

Aziz’in bu koruyucu varlığı 1978 yılında da çok canlı bir şekilde hissedilmiştir: O dönemde Aziz’in akrabası İstanbul’dan ayrılıp Atina’ya gitmeye karar verir. Ancak o yıllarda kişişler Türkiye’den Yunanistan’a vefat etmiş kişilere ait kemik çıkarması kesinlikle yasaktır… Aziz’in akrabası ise paha biçilemez aile hazinesinden hiçbir şekilde ayrılmak istemiyordur.

O zaman Aziz İosif’e yürekten dua eder ve mucize gerçekleşir: Hem Türk hem de Yunan gümrüğünde tüm bagajlar aranmasına rağmen, garip bir şekilde kutsal emanetlerin bulunduğu çantayı ne açarlar ne de ona dokunurlar!..

1 Aralık 1981’de bu akraba Rab’bin huzurunda vefat eder. Dindar yeğeni Niki Hacatoğlu, bu değerli hazineyi Atina-Fili’deki Aziz Kiprianos ve İustini Kutsal Manastırı’na bağışlamaya karar verir. Manastır, Kapadokyalı Yeni Aziz, Aziz İosif’in lütuf saçan naaşını, 1982 yılının Epifani(İsa’nın Vaftizi) bayramından sonraki Pazar günü teslim alma bereketine erişir.

Kutsal emanetleri manastıra bağışlayan Niki Hacatoğlu, bunları teyzesinden teslim almıştır. Teyzesine ise annesi (Niki’nin anneannesi) Elisavet Georgiadou-Christou tarafından verilmiştir. Anneanneye de kendi annesinden (Niki’nin büyük anneannesi) miras kalmıştır.

Niki Hacatoğlu’nun büyük anneannesi, Kayseri’deki mezar açma ve taşıma işleminden sonra akrabalarıyla Aziz İosif’in kutsal naaşını bölüşen kişidir.

  1. Mucizevi Müdahaleler

1984 yılının Epifani bayramından sonraki Pazar günü, Aziz İosif ilk kez Atina-Fili’deki Aziz Kiprianos ve İustini Kutsal Manastırı’nda görkemli bir törenle anıldı.

O gün, yeni azizin lütuf saçan naaşı ziyarete açıldı ve dindar halka; Azizin hayatını, ona adanan duaları ve kutsal naaşının iki fotoğrafını içeren dört sayfalık bir kitapçık dağıtıldı.

O gün manastırdaki ayine katılan dindar bir mümin olan G.F., Azizin naaşını ziyaret ettikten sonra başından geçen mucizevi olayları şöyle anlatmıştır:

“Aziz İosif’in hayatını ve mucizelerini anlatan kitapçığı oturma odamızdaki rafın üzerine koymuştum.

Gece saat 22:00 sularında, içimden gelen bir dürtüyle kitapçığı elime aldım, fotoğraftaki kutsal naaşı öptüm ve sağlığım için Azizin şefaatini diledim.

Bunu yapar yapmaz, kutsal naaşın kendisinde bulunan o harika ve eşsiz güzel koku, tütsü kokusuyla karışık bir halde her yana yayıldı!..

Yaklaşık yarım saat boyunca tüm ev bu güzel kokuyla doldu; Azizi görmesek de varlığı çok güçlü bir şekilde hissediliyordu.

Garip olan şudur ki; tam o anda, evde bulunan dört küçük melek figürlü oyuncak zil çalmaya başladı. Bu oyuncak normalde sadece altına dört tane yanık mum koyduğunuzda dönerek zil çalan bir oyuncaktı…

Ancak ortada hiç mum yoktu! Buna rağmen oyuncak yarım saat boyunca aralıksız zil çaldı ve tam o ilahi güzel kokunun kesildiği anda o da durdu!..

Benzer bir olay -ziller çalmasa da- ertesi gün de yaşandı. Aynı kitapçığı bir koruyucu gibi cüzdanımda taşıyarak trenle Omonia’ya doğru gidiyordum…

Sabah saat 10:00 sularıydı. Aziz İosif’in bir önceki gece evimi ziyaretiyle bana bahşettiği o büyük onuru duygulanarak düşünüyor ve ona teşekkür ediyordum…

Aniden, içinde oturduğum tren vagonuna aynı ilahi güzel koku yayıldı!.. Vagondaki herkes birbirine soruyordu: ‘Nasıl oluyor da her yer tütsü kokuyor? Kimse tütsü yakmadı ve tren bir kilisenin yakınından da geçmedi?’… Bu durum yaklaşık 15-20 dakika sürdü ve çantamdaki tüm eşyalar neredeyse bütün gün boyunca o güzel kokuyu yaymaya devam etti!..

Bir sonraki gün, önceki olayları düşünürken ev yine aynı güzel kokuyla doldu, ancak bu sefer koku daha kısa süreli kaldı…”

e. Aziz’in İkonası

1984 yılında, Aziz İosif’in ilk kez Aziz Kiprianos Manastırı’nda anıldığı o kurtuluş yılında; ilahi inayet, Aziz’in ikonasının resmedilebilmesi için onun dış görünüşüne dair canlı bir tanıklık verilmesini uygun gördü.

Daha önce Azizin hayatını anlatan kitapçıkla sarsıcı olaylar yaşayan o dindar mümin kadın, Allah’ın bu yeni azizine hararetle dua etti.

Aziz’in anma gününden bir gün sonra 1984 senesi gece yarısıydı… Kadın uyumadan önce hâlâ dua ederken, aniden karşısında ailesinin büyük bir hürmet beslediği Aziz Rus Yuhanna canlı bir şekilde belirdi.

Not edilmelidir ki, Kapadokya’da kutsallık yolunda büyük mücadeleler vermiş olan Aziz Yuhanna, huşu içindeki bu kadına Aziz İosif’i; bir melek gibi ışıklar saçan, canlı bir surette “takdim etti”.

Kapadokyalı bu iki Aziz, art arda üç kez göründüler: Önce Yuhanna, sonra İosif… Bu sırada oda, önceki günlerdeki o muhteşem güzel kokuyla doldu!..

Aziz İosif tam da akrabalarının tarif ettiği gibiydi: Uzun boylu, cübbeye benzer bir giysi ve yelek giymiş, sağ elinde buhurdanlık, diğer elinde ise bir dua ipi (komboskini) tutuyordu… Yüzü meleksiydi!..

Nihayet, çeşitli sınamalardan sonra bu dindar kadın, 1989 yılında gördüğü görümden yola çıkarak Aziz İosif’in ikonasının ilk taslağını hazırlamayı başardı; böylece ardından ikonası yapılabilecekti. Ancak yaptığı işin kutsallığı ve sorumluluğu, kadını herhangi bir şüpheye yer bırakmamak için Aziz’in fiziki özelliklerini başka bir yolla daha teyit etmesi için alçakgönüllülükle dua etmeye sevk etti.

Zaman geçti… Ve Aziz İosif “cevap verdi”: Aziz Kiprianos Manastırı’nın manevi evlatlarından birine göründü… Aziz İosif, bu müminin oğlunu 1990 yılında mucizevi bir şekilde iyileştirmişti.

İkona hakkındaki çalışmalardan habersiz olan bu dindar adama Aziz şöyle buyurdu:

“Bana üç kez dikkatlice bak!… Nasıl biri olduğumu gör ki bunu despotuna (episkoposuna) anlatabilesin!..”

Ertesi sabah erkenden manastıra koşan adam, gördüğü görümü anlattı ve Aziz İosif’in fiziki özelliklerini tarif etti. Bu tarif, dindar kadının hazırladığı taslaktaki özelliklerle tıpatıp aynıydı!..

ς. Kalça Osteokondriti (Perthes Hastalığı) Tedavisi

Adım M.A., bir devlet memuruyum ve Atina’da ikamet ediyorum. Allah tarafından uğradığım bu sınavı kısaca anlatma ihtiyacı hissediyorum.

Dört yıldır Atina-Fili’deki Aziz Kiprianos ve İustini Kutsal Manastırı’na devam ediyor ve manevi rehberliğimi oradan alıyorum.

24 Şubat 1990 tarihinde, büyük oğlumun sağ bacağında “kalça osteokondriti” denilen bir hastalık ortaya çıktı ve çocuk topallamaya başladı. Durumu sürekli kötüleşti; öyle ki bir sabah, felçli bacağını hiç kullanamaz hale gelip elleri üzerinde sürünmeye başladı.

Elbette en başından itibaren pek çok doktora ve hastaneye gittik, ancak sadece şu tür görüşler duyuyorduk: “Dinlenmesi gerekiyor”, “Sol bacağında da sorun var” vs. Ancak somut bir sonuç alamıyorduk. Hatta İngiltere’den birkaç günlüğüne gelen bir uzman, eğer fiziki tedaviler sonuç vermezse bacağını kesmek zorunda kalabileceklerini, bunun bacağı kısaltacağını, operasyonun başarısının kesin olmadığını ve zaman, para ile sabır gerektirdiğini söyledi.

İlaçsız fizik tedavileri denemeye karar verdik. Doktorların tavsiyesiyle, oğlumun en az yirmi (20) gün yatması gereken bir kliniğe yattık. Ayrıca doktor dört yaşındaki bir çocuk için çok zor bir şeyi vurguladı: Tamamen hareketsiz ve sessiz bir şekilde yatmalıydı!.. Klinikte on iki gün geçti. Bu süre zarfında Allah’a bana yardım etmesi ve güç vermesi için hararetle dua ediyor, bir yandan da bana bu sınavı gönderdiği için O’na şükrediyordun.

Akşam saatlerinde manevi pederimi telefonla aradım. Bana, kutsal naaşı Fili’deki Aziz Kiprianos Manastırı’nda bulunan Kapadokyalı Yeni Aziz İosif’e dua etmemi tavsiye etti. Ona böyle bir şey için aciz ve layıksız olduğumu söyledim ve benim sorunum için azize onun dua etmesini rica ettim. O ise şöyle cevap verdi: “Sen de dua etmelisin!..”

Bu telefon görüşmesinden sonra dua ipiyle (komboşkin) dua etmeye başladım; içimde inancımın ve umudumun yeniden canlandığını hissettim, cesaretim yerine geldi ve çaresizlik hissi uçup gitti. Ayrıca, daha önce manastırdan bana verilen Aziz’in hiç sönmeyen kandilinden alınan yağla oğlumun bacağını mesh ettim. Kendi alnıma da o yağla haç işaretini yaptım.

Bir an, gece saat 23:00 sularında, Aziz İosif’e iman ve hararetle dua etmeye devam ederken ve Aziz’in kutsal naaşını zihnimde canlandırırken aniden şu olay gerçekleşti: Tüm vücudumu güçlü bir ürperti kapladı ve sanki birisi yüzüme üflemiş veya vurmuş gibi soğuk bir rüzgar çarptı. Aynı anda, alnımdaki yağ tabakası çok şiddetli bir şekilde yanmaya başladı. Alnıma sanki ahşap küçük bir haç yapıştırılmış gibi apaçık hissediyordum.

O sırada önümde uyumakta olan oğlum aniden hareket etti ve sorunlu bacağını gerdi… Tıpkı kilitlenmiş parmaklarımızı çıtlattığımızda çıkan ses gibi ama çok daha güçlü ve tok bir ses duyuldu… Bir şeylerin değiştiğini anladım. Şunu belirtmeyi unutmuşum; oğlumun hastalığı ağrı ve felcin yanı sıra, bacağının tam hareket etmesini engelliyor ve bacak öne doğru açılmıyordu.

Birkaç gün sonra yeni tetkikler yapıldı ve doktorlar şöyle dedi: “Bir ilerleme var ama net konuşmak için henüz çok erken.” Bu teşhisten sonra, doktorların ısrarlı itirazlarına rağmen klinikten ayrıldık. Çünkü ben, Aziz İosif’in çocuğumu iyileştirdiğini biliyordum.

Eve gittik ve iki gün sonra daha önce çocuğu takip eden özel doktora gittik. Doktorun sevinci tarif edilemezdi. Bu başarı konusunda çok iyimserdi; oysa gerçekte Allah’ın Azizi, Aziz İosif müdahale etmişti.

Şimdi her şey Allah’ın izniyle yolunda: Oğlum Vasilis iyi, tüm hareketleri yapabiliyor, ağrısı yok, yürüyor ve günden güne daha iyiye gidiyor. Ve tüm bunlar, bize hastanede kalmamız gerektiğini söyledikleri yirmi gün bile dolmadan gerçekleşti.

Şunu da eklemeyi unuttum: Oğlumun mucizesinin gerçekleştiği o akşam, saat 19:00 sularında hastane koridorunda Katolik bir hanımla sohbet ediyordum. Çocuğunun kanında bir mikrop vardı ve günlerdir hastanedeydi. Ona Aziz İosif’ten bahsettim, sonra çocuğunun yanına gittik ve alnını Aziz’in yağıyla mesh ettim. Ertesi gün o hanım bana, çocuk daha iyi olduğu için bugün taburcu olduklarını söyledi…

Acaba aylardır klinikte yatan çocuğunu Aziz İosif’in iyileştirdiğini anlayacak mı? Sana şükürler olsun Allah’ımın Azizi İosif…

(Bu metin “Aziz Kiprianos” dergisinin Mayıs-Haziran 1990 tarihli 236. sayısında, sayfa 179-180’de yayınlanmıştır.)

ζ. Kabuslardan ve Korkulardan Kurtuluş

Adım D.D. ve Korint’te ikamet ediyorum. 1993 yılının Ocak ayında, gece gündüz çocuğumun öleceğine dair kabuslar görüyordum. Sürekli evimizde bir cenaze olduğunu ve çeşitli korkunç rüyalar görüyordum. Gün boyu dehşet verici korkular yaşıyor ve her an çocuğumun ölü haberinin gelmesini bekliyordum. Hayatımda daha önce böyle bir şey başıma gelmemişti… İki gün işe gidemedim. Sürekli dua ediyordum ama bu halim devam ediyordu…Üçüncü gün, elimi Meryem Ananın Panagia Faneromeni ikonasına koydum ve ona yalvardım: İyileşmem ve çocuğumun başına kötü bir şey gelmemesi için nereye gideyim, hangi Aziz’e yalvarayım?

Öğle vakti, nasıl olduğunu anlamadan Aziz Kiprianos Manastırına gitmeye karar verdik…Kilisenin içinde Kapadokyalı Aziz İosif’in naaşını gördüm. Bir azizin naaşının bulunduğu yerde mucizeler gerçekleştiğini bildiğim için hemen koştum, onu öptüm, yanına oturdum ve beni iyileştirmesi, çocuğuma bir kötülük gelmemesi için dua ettim. Ayrıca, duamın işitildiğine dair bir kanıt olarak bana iç huzuru ve neşe vermesi için ona yalvardım…

Manastırdan çıktığımızda korkularım tamamen yok olmuştu. Eve varana dek içimizde kelimelerle tarif edilemez bir sevinç vardı…

Hayatımızın her zor anında bize yardım eden Allah’a, Meryem Ana’ya ve Aziz İosif’e şükürler olsun.

(12.08.1993 – “Aziz Kiprianos” dergisinin Mart-Haziran 1993 tarihli 253-254. sayısında, sayfa 138’de yayınlanmıştır.)

η. “Kutsal Naaş Işığa Boğulmuştu!..”

14 Şubat 1993 Cumartesi günü, Atina Aziz Pavlos semtinden, lise ikinci sınıf öğrencisi olan genç ziyaretçi İ.V.D., bize Kapadokyalı Yeni Aziz İosif’in şu mucizesini anlattı:

Genç İ., 1992 yılının Ekim ayından itibaren özellikle okulda, sınıf içindeyken zorluklar yaşamaya başladı. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen derslerde verimli olamıyor, adeta “dili bağlanıyordu”… Bu zorluklar evde de devam ediyordu.

İnançlı biri olduğu, düzenli olarak günah çıkartıp kutsal komünyon aldığı için bu durum onu çok şaşırttı ve endişelendirdi. Ancak sabretti ve çok dua etti.

Zamanla çeşitli belirtilerden anladı ki, okuldan tanıdığı bir şahıs ona kıskançlıktan dolayı büyü yapmıştı!.. Okula gitmediği zamanlarda, özellikle tatil veya okulun grevden ötürü kapalı olduğu döneminde kendini daha iyi hissediyordu. Ancak evde de, bilhassa geceleri bazı karanlık enerjiler hissediyordu.

Dindar İ. bu sınavın yükünü taşırken, bir gün karşısında mucizevi bir şekilde bir sahne belirdi: Pantokrator İsa Mesih ve O’nun yanında Büyük Aziz Vasilios, Şehit Aziz Haralambos, Aynarozlu Aziz Nikodimos ve Kapadokyalı Aziz İosif!..

Hemen büyük bir hürmetle, kendisine görünen bu sahneleri içeren bir ikona yaptırdı. Bunu her zaman bir koruyucu gibi yanında taşıdı ve gerçekten de yardımını hissetti.

Ancak genç İ. bir ikilemle karşılaştı: Kapadokyalı Aziz İosif’i hiç tanımıyordu; O’nun ikonasını nereden bulacaktı? O an geçici bir çözüm buldu: İkonalar arasına Kapadokyalı Aziz İosif’in ikonası yerine, Meryem Ana’nın koruyucusu olan Aziz Yusuf’un küçük bir ikonasını yerleştirdi.

11 Ocak 1993 Pazar günü, manastırımızda gelenek olduğu üzere Kapadokyalı Aziz İosif’in anısını coşkuyla kutladık ve inananların ziyaret edebilmesi için Kutsal Naaşını manastırın ziyaret kilisesine taşıdık.

O gün genç İ. ile ilgili “garip” bir durum yaşanıyordu: Tam o gün psikolojik olarak çok kötü bir durumdaydı. Atina’daki ayine katıldıktan sonra, içinde manastırımızı ziyaret etme ve koruyucu azizlerimize dua etme konusunda güçlü bir dürtü hissetti. 1986’dan beri buraya defalarca gelmişti ancak Yeni Aziz İosif hakkında hiçbir bilgisi yoktu.

Öğle vakti manastıra vardı. Kiliseye girer girmez donakaldı: Büyük bir sandığın üzerinde dünya dışı, doğaüstü bir ışık parlıyordu!.. İçindeki dürtü daha da şiddetlendi. Şaşkınlık ve korkuyla yaklaştı. Oradaki bir levhadan, bunun Kapadokyalı Aziz İosif’in kutsal naaşını içeren sandık olduğunu öğrendi.

Kutsal naaş adeta ışığa boğulmuştu!.. Korku, sevinç ve büyük bir huşuyla diz çöküp dua etti. Aziz’i öpüp tazim ettiği o anda vücudunda bir “sarsılma” hissetti. İşte bu kadardı!.. Anında sakinleşti; sağlığı ve neşesi yerine geldi.

Ona Aziz’in küçük bir ikonasını verdik, o da bunu hemen kendi ikonakarı arasına yerleştirdi. Şimdi ders sırasında bu ikonayı açık tutuyor ve içinden “Göklerdeki Babamız” duasını okuyor.

1994 yılı “Aziz Kiprianos” dergisinin 259. sayısında (Mart-Nisan), sayfa 225-226’da yayınlanmıştır.

 

 

Aziz İosif’in Hayatı ve Mucizeleri